ilk adet kanaması

14 Temmuz 2011 Yazan  
Kategori Cinsellik, Genel

İlk Adet Kanaması:

Adet kanaması genç kızlıktan başlayıp menopoz(kadın üretkenliğinin sona ermesi) dönemine kadar devam eden bir olgudur. Hamile kalabilme yeteneğine sahip olan kişilerde normal şartlarda 21–28 günde bir gerçekleşen adet kanaması. Genç kızlıkla birlikte sizlerin hayatına girer ve bu süreç menopoza yani artık vücudunuzun yumurta üretimini durdurmasına kadar devam eder.

 

Toplumlardan toplumlara değişkenlik gösteren ergenlik yaşı ülkemiz olan TÜRKİYE de 10–14 olarak kabul edilmektedir. Yani siz genç bayanlar 10–14 yaşları arasında ilk genç kızlığa adım atacaksınızdır. Dolayısıyla bu yaşlar arasında ilk adet kanamasını görmeniz oldukça normal bir durumdur. Bu dönemde bir genç kızın hayatında birçok değişiklik gözlenir.

  • Boyun ani ve hızlıca uzaması,
  • Göğüslerin belli olacak kadar büyümesi,
  • Koltuk altı ve cinsel organda kıllanmalar,
  • Basen bölgesinde genişleme,
  • Sesin kızlara özgü hafif titrek ve ince karakterinin oturması,
  • İlk adet kanamalarının görülmesi,

Bütün bu değişikliklerden sadece bir kaçıdır. Bizin üzerinde duracağımız konu tabiî ki ilk adet kanamasıdır.

İlk adet kanaması koltuk altı ve cinsel bölgelerinizde meydana gelen kıllanmalardan yaklaşık 1,5–2 yıl sonra gerçekleşir. Bu veriler kesin değildir ancak büyük bir olasılıkla doğrudur. Sizlerin bedensel yapınızdan dolayı kıllanmalar olmayabilir. Ancak genellikle kıllanma belirtilerinden sonraki 1,5–2 yıl içerisinde adet olacaksınızdır.

İlk Adet Kanaması Belirtileri,
Muhtemelen ilk adet kanamalarınıza tuvalet sırasında şahit olacaksınız. İç çamaşırınızda meydana gelen lekeler ise ilk adet kanamalarınızın bir kanıtı olacak. Ancak bunlardan başka ilk adet kanamalarının birçok belirtisi vardır. Bu belirtiler,

  • Hafif baş ağrısı,
  • Bacak ağrıları,
  • Bel ağrısı,
  • Kasık ve karın ağrıları,
  • Bacaklarda veya karında kramplar(ani kas kasılmaları)
  • Sıkıntılı ruh halleri,
  • Yalnız kalma isteği,
  • Etrafından çekingenlik,
  • Öz güven eksikliği,

Gibi sıralanabilmektedir.

İlk Adet Kanamam Oluyor Ne Yapmalıyım?
Sevgili genç bayanlar(10–14 yaş arası kızlar) yukarıdaki belirtileri hiç görmeyebileceğiniz gibi bu belirtileri çok şiddetli de yaşayabilirsiniz. Bu belirtiler sizde oluşmaya başladığında mutlaka en yakınlarınız olan annelerinizle veya ablalarınızla konuşun ve onlardan yardım isteyin. Bu size çok büyük fayda sağlayacaktır. Bilmedikleriniz sizler için birer tehlikedir. Bu dönemin sağlık lı atlatılabilmesi için mutlaka yardım alınmalıdır.

İlk adet Kanama Çok Ağrılı Geçiyor:
Bu da normal bir durumdur vücudunuz hiç de alışık olmadığı bir durumla karşı karşıya. Bu ağrılı durumun geçmesini beklemek yapılacak en iyi şeydir. Fakat bazen ağrılar dayanılmaz olabilir bu durumda yapılabilecek en iyi şey kasıklarınıza sıcak uygulamak, sıcak bir su termosunu kalçalarınızın altına alarak oturmak veya en son çare olarak bir ağrı kesici almak olabilir.

NOT: ÖNEMLİ!!!!! Sevgili genç kızlar adet dönemlerinde ağrı kesici almak tavsiye edilen bir durum değildir. Ağrı kesici almak zorunda kaldığınız durumda aldığınız ağrı kesicinin etken maddesini mutlaka okuyunuz. Ağrı kesicide etken madde olarak PARASETAMOL kullanılıyorsa bu ağrı kesiciyi kullanmayınız. Parasetamol içermeyen başka tür ağrı kesiciler kullanabilirsiniz.

İlk Adet Kanaması ve Sık Sorulan Sorular:

 

Daha yaşım küçük Adet kanamam oldu normal mi? Evet normaldir. Yazımızda da belirttiğimiz gibi adet kanaması kişiden kişiye toplumdan topluma değişir. Hatta sıcaklık bile adet kanamasının yaşını değiştirir. Ancak 8 yaşından önceki adet durumları başka şeyleri çağrıştırır. Dikkatli olmak gerekmektedir. Tasalanacak bir durum yoktur. Yakınlarınızla görüşün ve bir doktora gidin bu en iyisi olacaktır.

Yaşım çok çeçmiş olmasına rağmen adet olmadım bu normal mi?Bu yaşınıza bağlı bir durumdur. 17 yaşına kadar adet görebileceğinizi unutmayın. Birde şuna dikkat etmekte fayda vardır. Eğer koltuk altlarında ve cinsel bölgede kıllanma var ve göğüslerde büyüme olmuşsa yüksel ihtimalle bir sorun yoktur. Adet kanaması biraz gecikebilir. Ama göğüsler büyütememiş ise ve kıllanmanlar yoksa bir hormon testinden geçmeniz gerekir.

 

Benden Kahverengi bir akıntı geliyor bu normal midir? Kahverengi akıntı ilk adet kanamasının belirtilerinden birisidir. Ancak bir mantar hastalığının belirtisi de olabilir. Bir doktora görünmekte fayda vardır

Sık cinsel ilişki zararlı mı ?

14 Temmuz 2011 Yazan  
Kategori Cinsellik, Genel

SIK CİNSEL İLİŞKİ

Cinsellik ve cinsel ilişki, her erkek ile bayanın hoşuna giden ve hayatın olmazsa olmazlardan olan parçalarındandır. Tabi, yaşanan şeyleri tekrar tekrar yaşamak ister. Bu, herkesin istediği bir durumdur.

Ama hangi sıklıkta?

Her şeyin fazlasının zarar olması gibi çok sık cinsel ilişkiye girmek de sağlığa zarar verebilmektedir. Yani azı karar, çoğu zarar.

Genel anlamda uzmanlar, önerilen, 25- 50 yaşlar arası haftada iki defa yapılabileceğini belirtmektedirler. Tabi ki cinsel ilişki sadece yaşa değil, sosyal hayata, bedensel özellikler ve psikolojiye bağlı olarak değişebilir. Mesela yeni evli kişilerde kıtlıktan çıkmış gibi sık bir ilişki görülebilmektedir.

Peki, sık cinsel ilişkinin zararları nelerdir?

  • Çok cinsel ilişki bedeni çökertir, kuvvetleri zaafa uğratır,
  • Bedenin rutu­betlerini kurutur, sinirleri gevşetir, tıkanıklıklara sebebiyet verir,
  • Akıla büyük zararı vardır. Yani beyni zayıflatır. Onunla insa­nın hayat iksiri unsurundan pek çok çözülmeler olur.

CİNSEL İLİŞKİNİN FAYDALI OLABİLMESİ İÇİN

  • Cinsel ilişki, şehvetin en doruk noktaya ulaştığı anda yapılmalıdır.
  • Zihninizin meşgul olduğu zamanlarda yapmayın.
  • Aradan fazla zaman geçirmeyin.
  • Aşırı aç ve aşırı tok iken yapmayın.
  • Aşırı sıcak ve aşırı soğukta cinsel ilişkide bulunmayın.
  • Cinsel ilişkide mutlu son mutlaka olsun. Olmadığı takdirde böbrek taşlarına neden olduğu belirtilmektedir.
  • Adet döneminde cinsel ilişkide bulunmayın.
  • Yaşlı kadınlarla cinsel ilişkide bulunmayın. Ani ölümlere neden olabilmektedir.
  • Cinsel ilişki sonrası, idrar yapmadan banyo yapılmaması Hz. Ali tarafından verilen sağlık öğüdüdür.

Peniste Sabah Sertleşmesi neden olur?

14 Temmuz 2011 Yazan  
Kategori Cinsellik, Genel

PENİSTE SABAH SERTLEŞMESİ
Birçok erkekte görülen bu durum, bazı uygunsuz durumlarda kişiyi rahatsız edebilmektedir. Hâlbuki bu sertleşme erkeğin cinsel yönden SAĞLIK lı olduğuna işaret etmektedir. Peki, neden sabahleyin penis sertleşir? İşte nedenleri;

 

Uyuduğumuzda vücudumuzun yani organlarımızın işlevleri devam etmektedir. Bunlar arasında tabiî ki böbrekler de yer almaktadır. Böbreklerin çalışması sonucu idrar torbası dolmakta, dolan idrar torbası ise o bölgedeki cinsel sinirleri uyarmaktadır. Bilim adamları kanıt olarak ise sabah ilk idrara çıkıldığında sertleşmesin kendiliğinden gittiğini bildirmektedir.

Bu konuda diğer bir teori ise olayın psikolojik boyutu ile ilgilidir. Yani rüyada görülen erotik bir sahne veya gündüz görülen erotik bir olgunun geceye taşınması gibi nedenler peniste sabah sertleşmesine sebep olmaktadır.

Bir diğeri ise; gençlerde ve hatta tüm sağlıklı erkeklerde erkeklik hormonları sabah erken saatlerde çok yüksek seviyelerde olmaktadır. Bunun sonucu olarak ise sabah uyandığınızda penis sert olduğunu görürsünüz. Hatta sabah sertleşmelerinin azalması hormonsalseviyelerdeki düşüşe veya psikolojik stres altında olduğunuzun bir kanıtıdır.

İlerleyen yani 40- 50 li yaşlar civarında sabah sertleşmeleri yavaş yavaş azalmaya başlar. Sakın bunun cinsel gücünüzün azalması anlamına geldiğini düşünmeyin.

Sonuç olarak;
Sabah sertleşmeleri sinir ve kan damarcıklarının cinsel uyarıya karşı halen daha duyarlı olduklarını gösteren bir kanıttır.

Cinsel İsteksizlik ve nedenleri

14 Temmuz 2011 Yazan  
Kategori Cinsellik, Genel

Cinsel İsteksizlik:

Evliliklerde cinsel uyum çok önemli bir etkendir. Çünkü cinsel birleşme adeta evliliğin sürekli yenilenen mukaveleleri gibidir. Taraflar mutlu ve başarılı bir cinsel birleşmeden sonra evliliklerinin iyi gittiğine dair kuvvetli işaretler alırlar. Dahası her başarılı cinsel birliktelik evliliğin tarafları olan sizleri empatiye ve bunun sonunda da karşıdakini anlamaya zorlar.

 

Büyük oranda evli çiftler evliliklerinin kalitelerini cinsel uyuma bağlamaktadırlar. Çünkü; cinsel birliktelikte karşı cinse verilen hazzın evliliğin görevlerinden olduğunu düşünenlerin oranı hiç küçümsenemeyecek kadar yüksektir.

Dünya yüzeyinde bir evliliğin bitiyor olmasının en büyük nedenlerinden birisi cinsel soğukluk durumudur. Hem erkek hem kadın için mümkün olan cinsel isteksizlik aslında yaygın olarak kadınlarda görülen bir rahatsızlıktır.

Sevgili Doktor,

Evliliğimin ilk günlerinden beri var olan cinsel isteksizlik halim gün geçtikçe tırmanıyor hatta öyle bir hal aldı ki kocamdan tiksindiğim tek yer artık yatağımız. Bunu bir türlü anlayamıyorum. Nedenini çözemiyorum ancak şunu iyi biliyorum ki artık ben cinsel birlikteliği sadece bir görev olarak görüyorum. Bu durum ise bana gittikçe artan oranda acı veriyor.

 

Doktor bey Yardım edin lütfen,

Karımın giderek artan isteklerine karşılık vermekte güçlük çekiyorum. Cinsel birliktelik formalite halinden öteye geçmemeye başladı gözümde. Oysa evliliğimizin ilk yıllarında gerçekten uyumlu bir çift olduğumuz kanısındaydım ve evlilik ritüellerimizin zamanını iple çekiyordum. Bütün fonksiyonlarım normal olduğu halde mantal olarak cinsel birleşmeden gittikçe uzaklaşıyorum.

 

Vajinismus Belası;

Değerli ilgili kocam ve benim bir takım yanlışlarımız sonucunda internetten araştırdığım ve öğrendiğim kadarıyla vajinismus hastalığına yakalanmış bulunuyorum. Daha evliliğimin ilk yılları olmasına rağmen cinsel birleşme benim için ciddi bir işkenceden öte bir şey değil. Oysa kocamı ve onun benimle beraber olmasını çok seviyorum. Ondan ve onu hissetmekten ciddi haz alıyorum. Ancak iş birleşme olunca dünya duruyor sanki. Hiçbir şey yapamıyorum. Elimden hiçbir şey gelmiyor.

Cinsel isteksizlik:

Hemen hemen hikâyeler aynı cinsel isteksizlik farklı olan şey ise kişiler, olayların kahramanları. Cinsel isteksizlik kendini erkeklerde iktidarsızlık, kadınlarda ise vajinismus(vajina kaslarının istemsiz kasılması ve cinsel birleşmeye müsaade etmemesi) veya vajinal kuruluk olarak gösteriyor.

Sebepleri ise çok çeşitlidir. Hemen hemen her faktörden biraz etkileniyor ve gelişiyor cinsel isteksizlik.

Cinsel isteksizlik nedenleri nelerdir?

Cinsel isteksizliğin nedenlerini öncelikle 2 ye ayırmamız doğru olacaktır. Bunlardan birincisi fizyolojik nedenler yani bedensel nedenler. İkincisi ise ruhsal nedenlerdir.

Cinsel isteksizliğin fiziksel nedenleri nelerdir?

Aslında cinsel fonksiyon bozukluklarının hemen hemen hepsi ruhsal sorunların fiziksel yapı üstünde kurduğu baskıdan kaynaklandığını biliyoruz. Ancak,

  • Yaralanmalar
  • Hormonal bozukluklar
  • Aşırı aktivasyon(çok cinsel birleşme)
  • Cinsel organlara dışarıdan müdahaleler(Büyütücü vakumlar veya bayanlarda vajinal lavman gibi)
  • İlk cinsel deneyim sırasında vajinada meydana gelen tahribat
  • Hastalıkların cinsel organlarda meydana getirdiği tahribat(mantar hastalıklar çıban vb.)  gibi durumlarda organların işlevinde meydana gelen kayıplar cinsel isteksizliğin fiziksel nedenlerinden(zorunluluklarından) olmaktadır.

Cinsel isteksizliğin ruhsal nedenleri nelerdir?

Günümüzde cinsel isteksizliğin nedenleri genel olarak ruhsal sorunlardan kaynaklanmaktadır. Gelişen dünyamızda giderek artan ihtiyaçlar listesi ve bu ihtiyaçları karşılama dürtüsü çalışmayı ve sürekli çalışmayı gerektirmektedir. Bu da çağımızın ruhsal problemi olan stresi artırmakta ve dolayısıyla insanın birçok fonksiyonel yönünde tahribat meydana gelmektedir.  Cinsel isteksizliğin ruhsal nedenleri

  • Stres,
  • İş yükü yoğunluğu,
  • Aşırı yorgunluk,
  • Aşırı heyecan,
  • Gençlik yıllarında erkek veya bayanların yalan yanlış bilgilendirilmeleri,
  • İlk gecede meydana gelen başarısızlık durumları ve bunun devam edebileceği korkusu,
  • Zamanla tarafların birbirlerine olan ilgilerinin azalması
  • Zamanla meydana gelecek olan aile içi saygı kaybı gibi durumlardır.

Cinsel isteksizliğin tedavisi nasıl yapılır?

Ruhsal veya fiziksel nedenlere dayalı olan cinsel isteksizlik halinin tedavisi için ilk yapılması gereken şey cinsel isteksizlik halinin neden kaynaklandığının bulunmasıdır bu da ancak ve ancak bir doktor gözetiminde mümkündür. Doktorunuzun size vereceği telkinler veya ilaçlar cinsel sorunlarınızın sonu olabilir.

Aslında cinsel isteksizlik tedavisi için doktorlara başvuran çiftlerin birçoğu az bir uğraş gerektiren ufak tedavilerle normal hayatlarına dönebilmektedirler. Burada özellikle bizim toplumumuzda işin zor olan kısmı çiftleri özellikle erkekleri doktor karşısına çıkarabilmektir.

Cinsel isteksizlik tedavisinde karşılaşılan zorluklar,

Değerli okuyucularımız bir tedavinin başarısızlığa uğrama ihtimali her zaman için vardır. Ancak ileri derecede fizyolojik bozukluklar haricinde cinsel isteksizlik durumları genelde başarılı bir şekilde tedavi edile bilmektedir. Bunun için sizin bir takim şeylere dikkat etmeniz gerekmektedir.

  1. Mutlaka ve mutlaka bir doktora görününüz.
  2. Sorunun bay bayan fark etmez sizde olduğunu önceden kabul edin.
  3. Tedaviyi asla küçümsemeyin. Mutlaka gereken önemi verin.
  4. Tedaviyi asla yarıda kesmeyin(bazen sorun ortadan kalkmış gibi görünür ancak aslında sorun ortadan kalkmamıştır)

Cinsel isteksizlik tedavisinde şifalı bitkiler,

Bitki çayları: Vücuttaki sıvıların akışını hızlandıran bitki çayları içilince, kan dolaşımı hızlanır, tutkularda ve heyecanlarda artış olur. Enerji seviyesini de yükselten bitki çayları seks yaşamını canlandırır.
Ginseng: Binlerce yıllardır Çin’de ilaç yapımında kullanılan ginseng; hormonal sistemi uyarır, erken yaşlanma sürecini yavaşlatır ve göz ardı edilemeyecek güçler verir
Rezene: Bilinen en eski afrodizyaklardan olan rezeneden her gün bir parça alınması cinsel gücü artırır. Rezenenin tohumundan çay da yapılarak içilebilir.
Lavanta: Salata ve yemek soslarına konan birkaç damla lavanta, seks hayatını güçlendirir.
Karanfil tanesi: Doğal afrodizyakların en güçlülerinden biri olan karanfil tanesi, yorgunluğa da iyi gelir. Haşhaş Tohumu: Cinsel performansı artırır.
Polen: Son yıllarda afrodizyak olarak kullanılan polenin yapısında, belli ölçüde testosteron ve diğer cinsiyet hormonları bulunuyor. Ayrıca içerisinde birçok vitamin mineral ve amino asit bulunur.
ZencefiL: Yüzyıllardır duyguları harekete geçirmek için hazırlanan içkilerin karışımında kullanılan zencefil, insanı daha ateşli yapar. (Kanı sulandıran ilaç kullananların dikkatli olmaları gerekiyor. Ayrıca, fazla tüketildiğinde de bağırsakları rahatsız eder.) Yemeklerde bahart olarak kullanılabilir. Balla karıştırılıp yenebilir. Bir hafta veya 10 gün kadar kullanılmalıdır.
Tarçın: İştah açıcıdır. Sinirsel rahatlık veren bir kokusu vardır. Gaz söktürücü ve antiseptik özellikleri vardır. Afrodizyak olarak da kullanılabilir. Kışın içilen bitki çaylarına konulabilir. Tarçın yağı hoş kokusundan dolayı masaj yağı olarak da kullanılabilir.
Hardal: Cinsel bezlerin işleyişini hızlandırır.
Yasemin: Likörleri kokulandıran, harika kokulu yasemin çiçeği, etkili bir uyarıcıdır.
Süsen: Süsen kökü tozu, her iki cins için de güçlü bir afrodizyaktır.
Meyan Kökü: Meyan kökünden elde edilen toz, maden suyu ile karıştırılınca kadınlar için çok etkili bir afrodizyak haline gelir.
Vanilya: Merkezi sinir sistemine etki ederek kokusuyla uyarıcı etki yaratır.
Roka: Bolca demir ve C vitamini içeren roka, alyuvarlar için iyidir. Ayrıca, cinsel gücü de artırır.
Maydanoz: Yemeklere lezzet katan maydanoz, cinsel yaşama da lezzet katar.
Kekik: Güçlü etkileri olan kekik, özellikle erkeklerde uyarıcıdır.
Arı Sütü: Cinsel bezleri geliştiren arı sütünün etkileri, kısa zamanda hissedilir.

Kadın için penis boyu önemli mi?

10 Temmuz 2011 Yazan  
Kategori Cinsellik, Genel

Normal ölçülerini bilmeden bu konuyu kompleks yapan erkeklerin sayısı her geçen gün artıyor.

CİSED Genel Başkanı Dr. Cem Keçe; “Geçmişten bugüne kadar, çok yanlış bir şekilde, penis boyu erkekliğin bir göstergesi olarak algılanmış, takıntıya dönüşmüş ve bir çok erkeğin kabus yaşamasına yol açmıştır. Yani penis boyu bir güç sembolü haline getirilmiş ve cinsel hazzın garantisi olarak algılanmıştır. Erkeklerin büyük bir çoğunluğu penis boyunu büyütebileceklerini hayal ederler ve gerçekte sahip olabileceklerinden daha küçük bir penisle hayatlarını sürdürdüklerine inanırlar. Bu inanç; çocukluktan başlayan penislerini birbirlerine göstererek yapılan kıyaslamalardan, penisleri “büyük” olmazsa tam erkek olamayacakları konusundaki şartlanmalardan ya da eksik cinsel bilgilenmelerden kaynaklanabilmektedir.

Ergenlikle beraber hemen hemen her erkek organının boyutu hakkında ciddi kuşkular yaşar. Ergenlikte penis boyu yaklaşık iki kat artar ve ereksiyonda bu değer ortalama 14 cm olur. Penis uzunluğu birçok özelliğe bağlı olarak değişir. “Penis boyu kişinin boyu ve kilosu ile orantılı olmalıdır” diye bir kaide bulunmamaktadır. İdeal penis uzunluğu diye bir kavram dile getirmek gerekiyorsa bu ancak ülkelere göre yapılabilir ve ortalama değerler göz önünde bulundurulabilir. Ülkemizde ortalama penis boyu 14 cm’dir. Penisinin büyük olmadığından endişe duyan, özgüvenlerini kaybeden ve kendini kahreden erkekler ereksiyon güçlüğü, erken boşalma, cinsel ilişkiden zevk alamama ve cinsel isteksizlik gibi pek çok sorunla karşı karşıya kalabiliyorlar. CİSED olarak yaptığımız araştırmalarda penis boyunu takıntı haline getirmeyen erkeklerin cinselliği daha doyurucu yaşadığı ve partnerlerini daha mutlu ettikleri ortaya çıkmıştır.

Çiftlerin cinsel hayatlarını daha doyurucu yaşayabilmeleri için; penis boyundan daha ziyade birbirlerine güvenmeleri gerekir, dokunmanın verdiği hazza odaklanmaları gerekir, samimi ve açık konuşabilmeleri gerekir, koşulsuzca birbirlerini sevmeleri, saygı duymaları ve birbirlerine şefkat göstermeleri gerekir. Ayrıca cinsel bilgi düzeylerini artırmaları, dokunuşlara ve ruha odaklı sevişme tekniklerini öğrenip uygulamaları da gerekir. Çünkü penisin boyu değil işlevi önemlidir. Ancak CİSED olarak yaptığımız anket çalışmalarında, erkelerdeki penis boyu takıntısının kadınlara da sirayet ettiğini görüyoruz. Yani penis boyu takıntısı sadece erkeklerde değil kadınlarda da var.” dedi.

Vajinal boşalma dolaylı klitoral boşalmadır

Penisin boyunun önemli olduğunu ama sağlıklı bir cinsel yaşam için tek ve yeter kıstas olmadığını ifade eden CİSED Medya ve Halkla İlişkiler Koordinatörü Psikolog Serap Güngör; “Sanıldığının aksine penis boyuyla cinsel performans arasında doğrudan bir ilişki bulunmuyor.

Oysa birçok erkek bu cinsel mit nedeniyle karşı cins ile ilişki kurmaktan kaçınma dâhil çok büyük sıkıntı yaşıyor. Bu nedenle erkeklerin ve kadınların bedenleriyle ve penisle barışık olmasında fayda var. Çünkü penisin en önemli işlevi kadının gebe kalmasını sağlamak, diğer işlevi ise cinsellik içgüdüsünü tatmin etmektir. Bu iki işlevin yerine getirilmesi sperm sayısı ve işlevlerinin yeterli olmasına, ereksiyon olayının gerekli zamanlarda devreye girmesine, ereksiyonun yeterli süre sürdürülebilmesine ve nihayet boşalmanın devreye girmesine bağlıdır. Çünkü vajina ortalama 10 cm uzunluğunda olan bir organdır. Vajinanın en çok haz alınan bölümü dışarıya yakın üçte birlik kısmıdır.

Yapılan çalışmalar girişteki bu 3–4 cm’lik kısım ile klitoris arasında sinirsel bağlantılar olduğunu göstermiştir. Bu nedenle kadınlarda cinsel haz merkezi vajina değil klitoristir. Klitorisin uyarılabilmesi için de penisin uzun olmasına gerek yoktur. Kadının mastürbasyon ile keşfettiği direkt klitoral boşalma yanında sonradan öğrendiği vajinal boşalma ise dolaylı klitoral boşalmadır. Vajinal orgazm ise direkt klitoral temasların yanında kadının beyninde başlayan ve tüm bedeni kaplayan bir olaydır yani bedensel boşalmaya ruhsal boşalmanın eklenmesidir” dedi.

Kıskançlık cinsel sorunlara neden olabilir

10 Temmuz 2011 Yazan  
Kategori Cinsellik, Genel

Evlilikte kıskanan da kıskanılan da acı çeker.

CİSED Genel Başkanı Dr. Cem Keçe; “Kıskanmak insanın doğasında var olan bir duygudur.

Yansıtma savunma düzeneğinin bir sonucuolabilen kıskançlık, yitirilmek istenmeyen bir kişinin ya da bir ilişkinin yitirileceği ya da tehdit altında olduğu sanısıyla yaşanan bunaltı ve sıkıntı veren karmaşık bir ruhsal yaşantıdır. Bazen kişiye dayanılmaz bir acı verebilir.

Genel olarak bakıldığında çocukluğunda ihanete uğramış, terk edilmiş, reddedilmiş, düş kırıklığına uğramış, küçük düşürülmüş ya da tecrit edilmiş kişilerin veya kendisini yetersiz ve değersiz gören ya da değerlilik duyguları dış etkilerden çok kolay etkilenen kişilerin daha kıskanç oldukları görülmektedir. Bazen kıskançlık aşırı boyutlarda olabilir. Bunun altında paranoya dediğimiz rahatsızlık olabilir. Bu rahatsızlığın ciddi boyutları vardır ve tedavi edilmesi gerekmektedir.

Bu derece yoğun yaşanmayan, hastalık sınıfına koymadığımız ama evliliğin ahengini bozan kıskançlıkların çoğu, kişinin sevdiği insanı kaybetme korkusunun ve kendine olan güvensizliğinin sonucudur. Kıskançlıkla birlikte çoğu zaman öfke, değersizlik, mutsuzluk, yalnızlık ve çaresizlik gibi duygular yaşanır. Günlük yaşamda kıskançlık yaşayan kişilerin pek çoğunun yaşadıkları bu duygu ile baş edemedikleri; kıskandıkları eş ya da partner ile ilişkilerinin bozulduğu ve ilişkilerinin eski güzelliğini yitirdiği görülmektedir.

Kıskanılan kişinin kendisini kapana kısılmış hissetmesi ile beraber kıskanan kişi de yoğun acı çeker. Kıskanan kişi huzursuz, mutsuz, sürekli karşısındakini suçlar bir ruh halindedir, eşini devamlı kontrol eder, takip eder, onun yaşantısını sınırlar ve baskı oluşturarak onu kaybetmeyeceğini düşünebilir.

Kıskanan kişi ilişkiyi korumak ve geliştirmek için olumlu çaba harcamak yerine gizli gizli öç alarak, küserek, ilişkiyi keserek ya da tehdit ederek, zor kullanarak ve kaba kuvvete başvurarak amacına ulaşmaya çalışabilir. Bu tutumlar kıskanılanı da kıskanandan uzaklaştırır. Kıskançlığın ölçüsü artıkça olumsuz etkisi artar ve sağlıksız davranışlara sebep olabilir. Kıskançlıklarla zedelenen evlilik ilişkisinde sevgi, saygı ve güven azalmaya başladığı için cinsel yaşam da sekteye uğrayabilir ve en sık kadınlarda cinsel isteksizlik ve orgazm sorunları, erkekte ise sertleşme sorunları ve erken boşalma görülür ve ilişki içinden çıkılmaz bir hal alabilir. Yani kıskançlık cinsel sorunlara yol açabilir.” dedi.

Sadakat tehditle değil sevgiyle sağlanmalıdır

Tadında bırakılan kıskançlık duygusunun olumlu etkileri olabileceğini ifade eden CİSED Psikoterapi Eğitimleri Koordinatörü Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Cebrail Kısa; “Eşleri bir arada tutmaya yarayan, evlilik bağlarını güçlendiren, patolojik olmayan ve tadında bırakılan kıskançlık ilişki için yararlı olabilir. Çünkü tadında bir kıskançlık; ilişkiyi canlı tutabilir, kişileri birbirine bağlayabilir, ilişkinin korunmasını sağlayabilir, kişiye önemli ve değerli olduğunu hissettirebilir, çifte kaybetme duygusunu hatırlatabilir, çiftin birbirine emek vermesine yol açabilir, ilişkide var olan duyguları güçlendirebilir, aşkın ateşlenmesini sağlayabilir ve sevişmeleri daha ihtiraslı kılabilir. Ancak, kıskançlığın tadı kaçırılırsa, ilgiden, sevgiden yoksun kalma kaygısı çok ciddi düzeylere ulaşırsa, bu hem kıskanan kişiye hem kıskanılan kişiye hem de ilişkiye zarar verebilir.

Kıskançlık çoğu zaman kıskanan kişinin iç dünyasından kaynaklanan nedenlerle abartılı ve çarpıtılmış algılardan ve yorumlamalardan kaynaklanmaktadır. Kadın ve erkeklerin yaşadıkları kıskançlık duyguları ile baş etme yöntemlerinde büyük farklılıklar bulunmaktadır. Kadınlar genel olarak kendi hak ve isteklerinden vazgeçen ve alttan alan bir yaklaşım göstermekteyken; erkekler genellikle tehdit ederek ya da kaba kuvvet kullanarak sonuç elde etmeye çalışmaktadırlar.

Oysa kıskançlık duygusu ile mücadelede ilk adım geçmişin yaralarını onarmak ve onları bugünün ilişkisinde iyileştirmektir. İkinci adım güven duygusunun onarılmasıdır. Güven duygusunu zayıflatan en önemli etken açık iletişimin olmamasıdır. Bu nedenle imalı sözlerden, üstü kapalı eleştirilerden ve küskünlüklerden kaçınmak gerekmektedir.

Ayrıca kişi kıskançlık duygularının altında yatan duygu ve düşüncelere ulaşmalı, kıskançlık hissettiği anlardaki düşüncelerini incelemeli ve kıskançlıktan önce gelen duyguları fark etmelidir. Bu duygu ve düşüncelerin farkına varmak, onları ayrı ayrı ele almaya ve mantıklı olup olmadıklarına daha tarafsız bakmaya olanak tanıyacaktır. Kıskançlık yaşayan kişilerin özellikle başarmak zorunda oldukları şey ilişkiyi korumak ve sürdürmektir. Sadakat tehditle değil sevgiyle sağlanmalıdır.

Çift sevgisini birbirine ne kadar çok verirse, o kadar çoğu geri dönecektir, çift kullandığı ölçüyle ölçülecektir. Çoğu insan sevginin sadece bir «duygu» olduğunu sanır, oysa sevgi duygudan ziyade bir mevcudiyet biçimidir. Sevgiyi paylaşmak ve göstermek bir tercihtir. Olgun sevgi eşlerin birbirlerine dikkat, kabul, taktir, şefkat sunması ve kendileri olmakta özgürlük tanıması üzerinde inşa edilebilir ve içinde patolojik kıskançlığın barınmasına izin vermez.” dedi.

Yaşlara göre kadın, erkek cinselliği

10 Temmuz 2011 Yazan  
Kategori Cinsellik, Genel

30′lu yaşlarda kadın cinsellikte altın dönemini yaşıyor.

20′li Yaşlar:

Cinsellik bu yaşlarda hayatın olmazsa olmazları arasındadır. Evliliklerin gerçekleştirildiği bu dönemde cinsel ilişki yaygındır. Özellikle bu yaş grubundaki kadınlarda, eğer ailelerinde cinsellikle ilgili bir rahatlık yoksa vajinusmus, erkeklerde ise boşalma bozuklukları sık görülür.

30′lu Yaşlar:

Bu dönem, cinsel uyarılma ve çekicilik açısından kadınların altın çağıdır. Kadınların cinsel yaşamları çok hareketlidir. Ancak genellikle bu yaşlarda çocuk sahibi olan çiftlerin cinsel yaşamları kısa bir süreliğine sekteye uğrar. Gebelik planlaması ve doğum sonrasında hem sosyal hem da hormonal bazı değişiklikler cinsel yaşamı olumsuz etkiler. Doğumun gerçekleşmesi çiftlerde genellikle ruhsal çatışmaları alevlendirir. Emzirme döneminde prolaktin hormonunun yüksek olması kadınlarda isteksizliğe yol açar. Kadınlar, hormonal değişikliklere bağlı vajina derisindeki incelemeler yüzünden cinsel birleşme sırasında ağrılar yaşayabilir. Ancak emzirme dönemi bittikten sonra prolaktinin cinsel yaşamdan yeniden zevk almaya başlar.

40′lı yaşlar

Orgazm sıklığında azalma olmasına karşın, kadınlar bu yaşlarda daha deneyimli olurlar. Bu da psikolojik açıdan aldıkları hazzı artırır. Erkekler ise bu yaşlarda ilk uyarılma, boşalma, orgazm sonrası yeniden uyarılmayı daha iyi kontrol etmeye başlarlar. Ancak 40′lı yaşlarını süren pek çok erkek için bu dönem panikle eş anlamlıdır. Bu dönemde hipertansiyon, damar hastalıkları, nörolojik bozukluklar, sigara, alkol gibi nedenlerle cinsellik olumsuz etkilenebilir. Özellikle ereksiyon kaybı 40 yaşındaki erkeklerin yarısında az, orta ve yoğun olmak üzere farklı şiddetlerde görülür. Bu nedenle bu yaş grubundaki erkekler, seksi hayatlarının önemli bir dönüm noktası gibi düşünürler. Bu yaşların en büyük fantezisi ise genç bir partnerle birlikte olmaktır.

50 Yaş Sonrası

50′li yaşların ortalarında kadınlar genellikle menopoza girdikleri için östrojen seviyeleri düşer, vajinal mukozaları incelir, vajinal ıslanmalarında azalmalar olur. Memelerindeki uyarılma, dikleşme azalır. Daha seyrek orgazm yaşarlar, orgazm sırasındaki doyumları kısa sürer. Ancak menopoza girmiş kadınlarda cinsel istek tamamen ortadan kaybolmaz. Erkeklerde ise yaşlanmayla birlikte cinsel istekle ilgili testesteron hormonunda kademeli bir düşüş gözlenir. Vücuttaki genel işlev azalmasının bir sonucu olarak ereksiyon kapasitesi azalır. Cinsel yanıt döngüsünde birçok evrenin süresi ve daha uzun süre ve yoğun uyarı gerekir. Ancak düzenli cinsel aktivite sürdüren erkekler yaşlanmanın tüm etkilerinden daha az zarar görürler. Araştırmalara göre, 70′li yaşlarda erkeklerin yarısı, kadınların da yüzde 20′ye yakını cinsel ilişkiye devam edebiliyor.

10 Temmuz 2011 Yazan  
Kategori Cinsellik, Genel

İşte kadınların yaptığı seks hataları.

Kadınların yaptığı 10 seks hatası…

Yanlış 1: Cinselliği her zaman erkek başlatmalıdır

Cinselliği her zaman karşı tarafın başlatmasını beklememelisiniz. Kendiliğinden gelişen karşılıklı istekler oluştuğunda kendinizi ifade etmekten kaçınmayın ve keyfini çıkarın. Gerektiğinde yanlış anlaşılma endişenizi eşinizle paylaşın. Onun yorumları sizi rahatlatacaktır.

Yanlış 2: Kadınların cinsellikte sınırları olmalıdır

Kadınların cinsellikte pasif bir rol oynamaları gerektiği, bir şehir efsanesidir. Sınırlarınızı aşmanızın yolu cinsel iletişimdir. Partnerinize duygu ve düşüncelerinizi açıklıkla ifade edin. Cinsellik esnasında sevdiğiniz ve tercih ettiğiniz davranışları partnerinize doğru bir şekilde aktarın. Eşinizin de ihtiyaç ve tercihlerini öğrenin. Pek çok erkeğin daha aktif ve rahat bir eş dileğini unutmayın.

Yanlış 3: Kadın ve erkek cinselliği aynıdır

Kadın ve erkeğin anatomisi gibi cinsel fizyolojisi de farklıdır. Bu nedenle cinsel istek, uyarılma ve orgazm mekanizmaları farklılık gösterir. Karşı cins kadar çabuk, kolay ve fiziksel anlamda uyarılmayabilirsiniz. Mutlaka kaliteli bir ön sevişme ve romantizmi cinselliğe dahil etmelisiniz. Gerektiğinde partnerinizle konuşarak sizin için uyarıcı aktiviteleri paylaşmalısınız.

Yanlış 4: Erkek cinselliğine öncelik verilmelidir

Birçok kadın partnerinin cinselliğine gösterdiği önemi kendi cinselliği için göstermez. Partnerinin uyarılması ve orgazm-boşalma sürecini yaşaması kadınlar için daha önemli olabilir. Oysa cinsellik çifte aittir. İki tarafın da keyifli, mutlu ve kaliteli bir tatmin yaşaması uzun vadede cinsel isteği arttırır. Çifti yakınlaştırır ve ilişkilerini kuvvetlendirir. Bu nedenle cinsel istek, uyarılma ve orgazm noktalarında bir sorun yaşıyorsanız, sorununuzu ertelemeyin ve eşinize iyilik yaptığınızı düşünmeyin. Mutlaka sorunu paylaşın ve gerekirse bir uzmana danışın.

Yanlış 5: Dış görünüş iyi bir cinsellik için şarttır

İdeal imaj takıntısı özgüveninizi zedeleyip sizi cinsellikten uzaklaştırabilir. Özgüven eksikliği sizi olumsuz etkilerken eşinizin de cinsel isteğini azaltabilir. Zihinsel ve ruhsal çekimin en az fiziksel çekim kadar önemli olduğunu unutmayın. Dış görünüşünüze özen gösterin ancak aşırılıktan kaçının.

Yanlış 6: Cinselliğin belli bir rutini vardır

Cinselliği daima zaman, mekan ve koşulların uygun olduğu ana bırakmayın. Çok yorgun olsanız da, kendinizi bakımsız hissetseniz de spontan hisleri ertelemeyin. Cinselliğe sürprizler katın, eşinizi şaşırtın.

Yanlış 7: Eşle cinsellik konuşmak ayıptır

Cinsel bir sorununuz olduğunda bunu partnerinizle paylaşmaktan kesinlikle kaçınmayın. Cinsel sorunların çiftleri birbirinden uzaklaştırdığı biliniyor. Cinsel problemler bazen ilişki sorunlarının ana nedeni bazen de sonucu oluyor. Sebep ne olursa olsun onunla konuşun, paylaşın, anlatın. Cinsel sorununuzun ilişkinizi soğutmasına izin vermeyin. Gerektiğinde profesyonel yardım alın.

Yanlış 8: Günlük stresler yatak odasında devam eder

Yüksek stres düzeyi, gerginlik, endişe hali, öfke hem erkek hem de kadında pek çok cinsel soruna zemin hazırlıyor. Kronik stres hem psikolojik yönden hem de hormonal sistemi etkileyerek erkeklerde sertleşme sorunu, erken boşalma, kadınlarda cinsel isteksizlik, uyarılma problemleri ve orgazm sorunu gibi pek çok cinsel sıkıntıya yol açıyor. Bunun için cinsellikte hayatınızın streslerini bir kenara bırakmayı deneyin.

Yanlış 9: Erkekler her zaman cinselliğe hazırdır

Cinsel performans fiziksel sorunlar kadar uyku seviyesi, stres düzeyi, duygusal durumunuz, ortam, gibi pek çok faktörden de etkilenir. Partneriniz her zaman cinselliğe hazır olmayabilir. Bunu reddedilmek olarak algılamayın. Sorununuz devam ediyor ve cinsel yaşam kalitenizi azaltıyorsa doktorunuza danışın.

Yanlış 10: Cinsellikte süre ve performans çok önemlidir

Pek çok kişi erkeklerin cinselliğe her zaman iyi performans hedefiyle yaklaştığını düşünür. Oysa iyi bir performans sadece süreyle belirlenmez. Önemli olan partnerinizle birlikte sizin de mutluluk ve tatmin yaratan bir cinsellik yaşamanızdır. Bu nedenle kendinize fiziksel ve psikolojik olarak yıpratıcı hedefler koymayın.

Cinsel isteğin azalma sebepleri

09 Temmuz 2011 Yazan  
Kategori Cinsellik

Özellikle de erkeklerde cinsel istek azlığı sorun teşkil ediyor. Peki sebepleri ne? İşte yanıtlar…

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Cinsel İşlev Merkezi Direktörü Doç. Dr. Uğur Yılmaz sizlerden gelen soruları yanıtladı:

Yüksek testosteron erkekler için bir sorun mudur?
Eğer aşırı derecede yüksekse, bu bir hastalığın belirtisi olabilir ve araştırılması gerekir. Örneğin; böbrek üstü bezlerinde bir sorun olabilir veya testis tümörü oluşmuş olabilir. Bunun dışında, testosteronun yüksek olması erkekler için bir sorun değildir.

Testosteron seviyemizi herhangi bir laboratuvarda ölçtürebilir miyiz? Düşükse, ilaç almak çözüm müdür?
Elbette ölçtürebilirsiniz. Sabah aç karnına gitmenizi öneririm. Özellikle saat 08.00-10.00 arasında ölçüm yaptırmanız gerekir. Bu saatler testosteronun en yüksek olduğu saatlerdir, daha sonra düşer. Düşük çıkması halinde kendi başınıza ilaç almanız tehlikeli olabilir, lütfen bunu denemeyin. Değerleriniz düşükse mutlaka bir üroloğa başvurun.

30 yaşındayım. Düzenli spor yapıyorum. Vücudum son derece fit ancak cinsellikten son dönemde soğudum. İlaç kullandığım halde çok etkili olmadı. Testosteron seviyemi ölçtüreyim mi?
Cinsel isteğin azalmasında tek etken testosteronun düşüklüğü değildir. Cinsel isteği azaltan diğer sebeplerin de araştırılması gerekir. Cinsel istek anlayışınızı değiştirmeniz gerekebilir.

EVLENDİM ÇOK DEĞİŞTİM
40 yaşındayım. 2 yıl önce bekarken, cinsellikten çok hoşlanıyordum. Şu anda seks çekici gelmiyor. Sizce bunun testosteronla ilgisi olabilir mi?
Elbette olabilir. İlerleyen yaşla birlikte erkeklerde testosteron seviyesi azalabilir. Evli erkeklerde testosteronun azaldığına dair araştırmalar da var. Eğer öyle bir durum varsa laboratuvar testlerine göre, testosteron replesman tedavisi uygulanabilir. Rastgele testosteron tedavisi yanlıştır.

Doktora gittim testosteron seviyem düşük çıktı. Sizce viagra bana iyi gelir mi?
Viagra ile testesteron arasında bir ilişki yoktur. Testosteron seviyeniz düşükse bu tür ilaçların çok etkisi olmaz. Eğer gerekli ise doktor gözetiminde testosteron tedavisi daha sağlıklı sonuç verir. Bazen testosteron tedavisinin yanında bu tip ilaçlar da kombine uygulanabilir.

İki yıl önce prostat kanseri tedavisi gördüm. Şu an testosteron seviyem çok düşük. Cinsellik konusunda çok istekli değilim. Doktor testosteron tedavisini öneriyor. Ancak çok tereddütlüyüm. Ne yapayım?
Testosteron erkek fizyolojisi için önemli olmasına rağmen, prostat bezinde kanserin gelişiminde de rol alır. Prostat kanseri tespit edilen durumlarda testosteron tedavisi sakıncalı görünüyor. Testosteron seviyesindeki düşüklüğün sebebi kullanılan ilaçlar ise onların değiştirilmesi faydalı olabilir. Bu sıkıntınızı mutlaka doktorunuzla paylaşın. Riskiniz sürüyorsa testosteron tedavisine başlamanız sorun olabilir. Ancak doktorunuz riskin tamamen bittiğini düşünüyorsa, o zaman bu tedaviden yararlanılabilir.

EŞİM AZGIN TEKE GİBİ
Eşim 55 yaşında. İki yıldır başka kadınlar nedeniyle ayrılma noktasına geliyoruz. Sizce andropoza mı girdi? Ondaki kişilik değişiminin testosteronla ilgisi olabilir mi? 50 yaşından sonra birden testosteronu mu yükseldi? Ne yapmalıyım?
50 yaşın üzerinde bir erkekte normalde testosteron seviyesinde bir düşme beklenebilir. Buna ‘ileri yaşta androjen yetersizliği sendromu’ gibi isimler verilir. 50 yaşın üzerindeki eşinizle olan ilişkinizdeki değişimler, psikolojik nedenlerden olabilir. Eşinizin diğer bayanlara olan ilgisi de bundan kaynaklanabilir. Seks terapisti ve aile terapisti ile konuşmanız duruma kalıcı ve yapıcı bir çözüm getirebilir. Bu sorunu yalnızca fizyolojiye bağlamak size daha kolay gelebilir ama bu tür durumlar daha karmaşıktır.

Çok fazla yemek yemediğim halde göbek çevremden kilo alıyorum. Formum bozuldu. Cinsel isteğim azaldı. Düşük testosteronun tüm özelliklerini gösteriyorum. Sizce ilaç tüm bunlara yanıt verebiliyorsa, hemen alıp kullanmaya başlayayım mı?
Kilo vermeniz, egzersiz yapmanız ya da yaşam tarzınızda değişiklikler yapmanız çok daha faydalı olur. Eğer, testosteron seviyesinde ciddi düşme olduğunu düşünüyorsanız, bir endokrin hastalıkları uzmanından yardım almanız yararlı olabilir. Ya da bu kuşkularınızdan kurtulmak için basit bir kan tahlili yaptırın. Kişinin kendi kendine testosteron tedavisi yapmasının, yarardan çok zarar getireceğine inanıyorum. Tedaviye lütfen kendiniz karar vermeyin. Seviyenizde bir sorun varsa, size ürolağa gitmenizi öneririm.

Eşim testosteron jel kullanıyor. Ben bundan etkilenmemek için dokunmaktan kaçınıyorum. Üstüne sürekli tişört giyiyor. Bu jel, bana değen noktalarda kıllanma yapar mı? Sizce benim etkilenmemem için ilaç veya iğne kullansa daha mı iyi mi olur?
Kısa bir süre sonra bu jel emilip kana karışıyor. Aradan birkaç saat geçtikten sonra jel sürülürken kıllanmaya yol açmaz. Bu nedenle daha çok sabahları kullanılmasını öneririz. Ancak yine de kuşkularınız varsa eşiniz, eşinizin doktoru ve siz bir araya gelerek bu konuyu konuşun. Elbette ki tedavi için jel kullanımından başka seçenekler de var. Mesela enjeksiyon tedavisi 3 ayda bir uygulanıyor ve son derece yararlı oluyor. İlaç tedavisi de uygulanabilecek yöntemler arasında yer alıyor.

Kadını yatakta daha mutlu yapan şey!

09 Temmuz 2011 Yazan  
Kategori Cinsellik, Genel

Kadını yatakta mutlu edebilecek unsurlar…

Sekste bir kadının ya da erkeğin iyi olduğunu esasında partneri belirler. Bir kadın bir erkekle yataktayken kendini çok rahatsız hissettiği için çok kötü bir performans sergilese de, aynı kadın yatakta başka bir insana dönüşebilir.
Genel olarak erkeklerin yatakta iyi olarak tabir ettiği kadınlar çıplakken, yaramazlık yaparken kendini rahat hisseden, sevişmekten zevk aldığını belli eden ‘utanmayan’ kadınlardır. Kendine güvenen bunu yatakta belli eden kadınlar birçok erkeğin ona göre daha güzel sayılabilecek kadınların önündedir.
SEKS PERFORMANSINDA KADINLARIN ERKEKTE ARADIKLARI
Hünerleri olmalı
Ön sevişme çok önemli, sabırlı olmalı.
Uzun süre dayanabilmeli
Hareketli ve yaratıcı olmalı

Sonraki yazılar »