Pratik Edebiyat Bilgileri 2 (112 Madde)
24 Ocak 2011 Yazan admin
Kategori Eğitim & Edebiyat
1) Halk şairlerinin şiirlerinin derlendiği esere “Cönk” denir.
•2) Beş mesnevi yazan şaire “hamse” sahibi denir.
•3) Divan nesri “münşeat” larda toplanırdı.
•4) İlk tezkire Ali Şir Nevâî Mecalisü’n-Nefaisidir.
•5) Tezkire, divan şairlerini anlatan eserlerdir.
•6) Ali Şir Nevai’nin Leyla ile Mecnun adlı eseri vardır.
•7) Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun adlı bir eseri vardır.
•8) Su Kasidesi Peygamberimizi öven bir “naat” tır.
•9) Kutadgu Bilig, mesnevi tarzında yazılmış bir eserdir.
•10) Bağdatlı Ruhi ve Ziya Paşa terkib-i bendleriyle ünlüdürler.
•11) Fuzuli’nin Şikayetname’si bir süslü nesir örneğidir.
•12) Kitab-ı Dede Korkut, destan geleneğinden halk öykücülüğüne geçiş döneminin ürünüdür.
•13) Y. Emre, Allah ve insan sevgisini işleyen lirik bir şairdi.
•14) Divan Edebiyatında yer yer sade söyleyişler de vardır.
•15) Divan Edebiyatında da Halk Edebiyatında da şiirlerin konularına göre adları yoktur, şiirler genel isimler alırlar.
•16) Şarkı ve tüyuğ Türk edebiyatı bünyesinde ortaya çıkmış iki nazım şeklidir.
•17) Rübai, tüyuğ ve maninin kafiye dizilişi aynıdır. (aaba)
•18) Rübai ve tüyuğ aruzla; mani, heceyle yazılır.
•19) Ağıt, sagu, mersiye yas temalı şiirlerdir.
•20) Divan Edebiyatının bütün güzelliği değil parça güzelliği vardır.
•21) Mesneviler manzum hikayeler; kasideler, bir amaç için yazılan; gazeller ise söz ustalığına dayanan şiirlerdir.
•22) Divan edebiyatında tasavvufla ilgili terimler çokça vardır.
•23) Redif, mısra sonlarında görev ve anlamları aynı olan seslerin, eklerin veya sözcüklerin benzerliğidir.
•24) Kadife, mısra sonlarında görev ve anlamları ayrı olan seslerin, eklerin veya sözcüklerin benzerliğidir.
•25) Nedim şiirlerinde günlük hayatı işlemiş, şarkılar yazmış.
•26) Nedim tasavvufla ilgilenmemiştir.
•27) Fuzûli tasavvufçu bir şair olmadığı halde şiirlerinin temelini Tasavvuf oluşturur
•28) Fuzûli ve Nedim daha çok gazelleriyle tannmışlardır.
•29) Fuzûli’nin mesnevisi vardır, Nedim’inki yoktur.
•30) Halk hikayelerinin çoğu masal karakteri gösterir.
•31) Kanuni’nin Mersiyesi, Baki’nin en ünlü şiiridir.
•32) Divan şiiri, şiirsel değerleri ön plana alan ortak biçimler ve kalıplaşmış ortak kavramlar içerir.
•33) Tekke edebiyatında şiirler insanlara tasavvufu, dini haki-katleri sunmak için yazılırdı. (Hem aruzla hem heceyle )
•34) Kinaye, bir sözün gerçek ve mecaz anlama gelebilecek şekilde kullanılmasıdır.
•35) Tevriye, bir sözün iki gerçek anlama gelebilecek şekilde kullanılmasıdır.
•36) Cinas, yazılışları aynı anlamları farklı sözlerin şiirde alt alta kullanılmasıdır.
•37) Tanzimat romanının içine öğretici bilgiler de serpiştiril-miştir.
•38) Tanzimat romanında cariyelik kurumu ve alafrangalık özentisi işlenmiştir.
•39) Tanzimat romanında rastlantılara sıkça yer verilmiştir.
•40) Hüseyin Rahmi Gürpınar sokağı edebiyata sokmuştur.
•41) Emile Zola, Auguste Comte’un pozitif felsefesinden etkilenmiştir.
•42) Naturalizm, realizmin daha katı ve koyu şeklidir.
•43) Bizde batılı anlamda roman Halit Ziya’yla başlar.
•44) Halit Ziya edebiyatımızda realizmin öncüsü olmuştur.
•45) Tahrib-i Harabat ve Takip, Harabat’a tepki olarak yazılmıştır. (İlk ikisi N. Kemal’in sonuncusu Ziya Paşa’nındır.)
•46) Hüseyin Rahmi ve Ahmet Mithat geniş kitlelere seslenmek için yazmışlardır.
•47) Hüseyin Rahmi ve Ahmet Mithat “Toplum için sanat” görüşünü savunmuştur.
•48) Hüseyin Rahmi ve Ahmet Mithat’ın romanlarında yer yer olayın akışını kesen açıklamalar vardır.
•49) Karabibik edebiyatımızda realizmin başarılı bir örneğidir.
•50) Karabibik kırsal kesim gerçeğine ilk değinen eserdir.
•51) Karabibik’i romandan çok uzun bir hikâye saymak daha uygun olur.
•52) 1859′da Yusuf Kâmil Paşa Fenelon’dan Telemak’ı çevirmiş, bu eser ilk manzum çeviridir.
•53) Fikret’in Hasta Çocuk, Nesrin ve Balıkçılar’ı günlük hayat izlenimlerinden esinlenerek oluşturulmuş şiir biçimindeki hikayelerdir.
•54) Tevfik Fikret, nazmı nesre yaklaştıran, hem aruz hem heceyle yazan, aruzu Türkçeye ustalıkla uygulayan, şiirle-rinde toplumsal konulara değinen, didaktik şiirler de yazan bir sanatçıdır.
•55) Servet-i Fünuncular batıcı, ağır bir dil kullanan, “sanat için sanat” görüşünü benimseyen, dışa açılmayan, karam-
sar kimselerdi.
•56) Dünya edebiyatında ilk deneme ustası: Montaigne…
•57) Haşim de Cenap Şehabettin gibi hem şiir hem de nesir alanında eserler vermiştir.
•58) Haşim hiç heceyle yazmamıştır, Fransız sembolistlerinden etkilenmiştir.
•59) Sembolistlerinden kapalılıktan, alaca karanlıktan, müzikten, anlamı deşmemekten hoşlanırlar.
•60) Milli Edebiyatçılar, toplumcu, sade dili savunan, milli değerlere önem veren, hece veznini savunan ve uygulayan, tarihi konulara ilgi duyan kimselerdir.
•61) Vurun Kahpeye, Yaban, Ateşten Gömlek, Küçük Ağa Kurtuluş Savaşı döneminin havasını yansıtan romanlarımızdandır.
•62) Romantizmde duygu, zıtlıklar, ak – kara çatışması, Yerli ve tarihi konulara ağırlık verme, “toplum için sanat” görüşü vardır.
•63) Realizmde gerçekçilik, gözleme önem verme, hayalleri ve kişiselliği reddetme, saf, duru bir dil ve yapmacıklıktan uzak durma esastır.
•64) Klasisizm: akıl, sağduyu, kuralcılık, sağlam bir dil, seçkin kahramanlar, “sanat için sanat”, Yunan ve Latin kaynakları, bayağılık ve basitlikten uzak durma…
•65) Parnasizm, realizmin şiire uygulanışıdır, “sanat için sanat” görüşü hakimdir, şekil güzelliğine önem verilir, lirizm yok, gerçekçilik var. (romantizmde lirizm var)
•66) Naturalizm: Gözlem, deney bilimsellik, iğrençlik, pislik, bayağılık, küfür, çevre tasvirleri…
•67) Akımların çıkış sıraları: Klasisizm, romantizm, realizm, Naturalizm, Parnasizm, Sembolizm, Sürrealizm, Empresyonizm, Dadaizm, Exiztansiyalizm, Fütürizm
•68) Klasisizm: Belli ölçü ve kurallara bağlılık, Romantizm: Duygusallık, Realizm: Gerçekçilik, Naturalizm: Aşırı ger-
Çekçilik, bilimsellik, Parnasizm: Şiirde gerçekçilik, Sembolizm: Kapalılık, gizlilik, Sürrealizm: Gerçeküstücülük, Empresiyonizm: Varoluşçuluk, hiççilik, Fütürizm: Makinacılık, bezmişlik…
•69) Gazete köşesinde günlük olayları derinliğine inmeden kişisel biçimde anlatan yazı, fıkra; bir eseri iyi ya da kötü yanlarıyla değerlendiren yazı, eleştiri; konuları bilimsel temellere dayandıran yazı, makale; kişisel düşünceleri içten bir biçimde dayatma düşüncesi gütmeden veren yazı, deneme; okuyucuyla konuşuyormuş gibi samimice kaleme alınan yazı sohbet; gün gün bazı olay veya durumları anla-tan yazı, günlük; Baştan geçen bir olayı anlatan yazı anı’dır.
•70) Lirik şiir: Coşkulu, duygulu, içten şiir…Epik şiir: Kahra-manlık, yiğitlik şiiri… Pastoral şiir: Tabiat, kır, çoban, koyun-kuzu şiiri… Dramatik şiir: Acıklı, içli şiir… Didak-tik şiir: Öğretici şiir… Satirik şiir: Alaylı, hiciv veya yergi şiiri…
•71) Mehmet Akif öğretici şiirler yazan, aruzu konuşulan dile ustalıkla uygulayan, sosyal konulara eğilen, milli heyecan ve yurt sevgisiyle dolu şairimizdir.
72) Seci: Düzyazıdaki (nesir) ses benzerliği (kafiye)
73) Masallar anonim, miş’li geçmiş zamanlı, eğitici amaçlı, olağanüstü olayları anlatan ürünlerdir.
•74) Servet-i Fünuncular hikaye ve romanda realist ve naturalist; şiirde parnasist ve sembolisttirler.
•75) Tanzimat’ın ilklerinde romantizmin etkisi görülür.
•76) Servet-i Fünuncular hikaye, şiir, roman, fıkra, makale yazmışlardır.
•77) Ömer Seyfettin hikayelerinin konuların, günlük hayat-taki gözlemlerinden, çocukluk anılarından ve tarihten almıştır.
•78) Fecr-i Aticiler fazla bir yenilik getirememişler, onlara göre “Sanat kişisel ve saygıya değerdir.”, bunların iki yıl kadar bir serüvenleri vardır. (Haşim önce Fecr-i Atici sonra bağımsızdır.)
•79) Servet-i Fünuncular sone ve terza rimalar denemişler-dir, aruz kullanmışlar, nazmı nesre yaklaştırmışlar (ser- best müstezat), yabancı sözcüklere yüklü ağır bir dil kullanmışlar, batılı anlamda bir çok ürün ortaya koymuşlar.
•80) Divan edebiyatında parça güzelliği Tanzimat edebiya-tında bütün güzelliği; divan edebiyatında sanatçılar seçkin kişiler için şiir yazmışlar, Tanzimat edebiyatında halk için; Divan edebiyatında aruz kullanılmış, Tanzi-
mat edebiyatında aruzun yanında az da olsa hece kulla-nılmış; Divan nesrinde söz hünerleri göstermek önemli-dir, Tanzimat nesrinde ise birtakım düşünceleri halka yayma amaçlanmıştır.
81) Firdevsi’nin Şehnamesi, Homeros’un İlyada ve Odisse’si birer doğal destandır.
•81) Tanzimatçılar eski edebiyata karşı oldukları halde şiir de eski şekilleri kullanmaktan vazgeçememişler.
•82) Tanzimatçılar eski edebiyata karşı oldukları halde şiir de eski şekilleri kullanmaktan vazgeçememişler.
•83) Dilde “Yeni Lisan” adıyla edebiyata giren gurup Milli Edebiyatçılardır.
•84) Aiskhyls, Sophokles,Aristophanes, Euripudes eski Yunan Edebiyatı tiyatro yazarlarındandır.
•85) Tevfik Fikret “Sis” şiirinde İstanbul’u pislik içinde bir şehir olarak anlatmıştır; Yahya Kemal bu şiire cevap olarak: “Siste Söyleyiş” şiirini yazmıştır.
•86) Tevfik Fikret hem aruz hem de heceyle yazmıştır. Yahya Kemal sadece “Ok” şiirini heceyle yazmıştır.
•87) Ziya Paşa, Ahmet Muhip Dranas, Faruk Nafiz Çamlı-bel’in hem hece
•88) Pir Sultan Abdal Tekke edebiyatının coşkun (lirik) bir şairdir.
•89) Bir ses benzerliği yarım kafiye, iki ses benzerliği ve sondaki uzun sesliler tam kafiye, üç ve daha fazla ses benzerliği zengin kafiye… Tunç kafiye de bir çeşit zengin kafiyedir. Yazılışları aynı anlamları farklı söz-cüklerin alt alta kullanılması cinaslı kafiye… Aynı görev ve anlamdaki sözcük, yapım veya çekim ekleri: redif…
•90) Ahmet Haşim Fecr-i Ati’cidir, Fecr-i Ati edebiyatı son bulunca bağımsız çizgide devam ediyor.
•91) Gazelle koşma içerik yönünden birbirine benzer, şekil-ce ve vezince farklıdırlar… (Gazel aruzla, koşma heceyle yazılır.)
•92) Karagöz, meddah ve ortaoyunu göze, kulağa seslenir, birden fazla kişiyle oynanır, güldürü ağırlıklıdır, şive taklidinden yararlanır, sözlü tiyatro örneğidirler…
•93) Divan şairleri genellikle takma ad (mahlas) kullanırlar. Divan şiirinde nazirecilik (benzer şiir yazma) vardır. Aşık edebiyatında ustalık-çıraklık geleneği vardır…
•94) Okun Ucundan Yakup Kadri’nin mensur (düzyazı) şiiridir. (M. Rauf’un Siyah İnciler’i de bu mensur şiirdir.)
•95) Divan edebiyatında zengin kafiye ve göz kafiyesi var-dır. Halk edebiyatında kulak kafiyesi ve yarım kafiye…
•96) Klasik komedide karakterler sıradan, konular çağdaş toplumdan, günlük yaşantıdan alınır, toplumsal çelişki-lerin gülünç yanları vurgulanarak insanı düşündürmek amaçlanır, vurma, yaralama gibi acı verici olaylar izle-yicinin gözü önünde canlandırılabilir, birbiri ardınca sürüp giden diyalog ve koro bölümleri vardır. Trajedide korku, mitolojik, tarihi konular var, korkunç, çirkin olaylar sahnede gösterilmez. Dram ikisinin ortası…
•97) Ali Şir Nevâi hamse (beş mesnevi) sahibidir. İlk tezki-reyi (Mecalisü’n- Nefâis) yazmıştır. Dört divanı vardır. Türkçenin Farsçadan üstün ve zengin bir dil olduğunu ispatlamak için Muhakemetü’l-Lugateyn’i (iki dilin karşılaştırması) yazmıştır.
•98) İslamiyet öncesinde koşuklar, sagular, destanlar; dört-lükler biçiminde, hece vezniyle ve yarım kafiye kullanı-
larak söylenmiştir.
•99) Yapma destan, tabii destanların oluşum sürecinden geçmeyen, bilinen bir kişi tarafından tabii destanlara benzetilerek yazılan destanlardır.
•100) Orhun (Göktürk) Abideleri, 720′de Vezir Tonyukuk, 732′de Kültigin, 735′te Bilge Kağan adına dikilen ve Türk tarihinin, dilinin, kültürünün, edebiyatının en ö-nemli belgeleridir.
•101) İslamiyetten önce Göktürk ve Uygur alfabeleri kullanılmıştır.
•102) Aşık edebiyatında koşma, semaî , varsağı; Tasavvuf (tekke) edebiyatında: İlâhi, nefes, deme, şathiye, devri-ye, hikmet; Anonim halk edebiyatında mani, türkü, ağıt, destan, ninni, tekerleme gibi nazım şekilleri kulla-nılmıştır.
•103) Kutadgu Bilig İslami dönem ilk eserimizdir, mesnevi biçiminde aruzla yazılmış didaktik bir siyasetnamedir, Yusuf Has Hacip yazmıştır. Eser 6645 beyitten oluşuyor, eserde173 de dörtlük de vardır.
•104) Divan-ü lugüti’t Türk, Araplara Türkçe öğretmek için Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılmış tarih, kültür, coğrafya, sanat ve edebiyatla ilgili değerli bilgiler içeren 7500 civarında kelimelik ilk lugatımızdır.
•105) Muhakemetü’l Lugateyn, Ali Şir Nevâi tarafından 15. asırda yazılmış Türkçenin Farsçadan zengin ve geniş bir dil olduğunu ispatlamaya çalışan ikinci önemli dil ürünümüzdür.
•106) Edip Ahmet Yükneki’nin Atabeü’l Hakayık’ı 12. asırda yazılmış mesnevi tarzında yer yer dörtlüklü bölümleri de bulunan öğretici (didaktik) bir eserdir.
•107) Divan-ı Hikmet, Hoca Ahmet Yesevi’nin müritlerine tasavvuf hakikatlarını anlatmak için heceyle ve dörtlük-ler biçiminde yazdığı “Hikmet”lerini içeren bir 12. asır eseridir.
•108) Dede Korkut Hikayeleri, Müslüman Oğuzların hayatını anlatan destan döneminden halk hikayeciliğine geçiş döneminde ortaya konmuş 15. asırda yazıya geçirilmiş şiir ve düzyazı içiçe on iki hikayeden oluşan anonim bir eserdir.
•109) Dünya edebiyatının en ünlü komedi yazarı Moliere’dir. Moliere’in Gülünç Kibarlar, Kibarlık Budalası, Hasta-lık Hastası, Cimri, Tartüffe gibi eserleri vardır.
•110) Ahmet Mithat Efendi, çok yazı yazdığı ve 200′den fazla esere imza attığı için “yazı makinası” olarak ün salmıştır. Tanzimat yazarları içinde halka en yakın, halka okuma alışkanlığı ve zevki kazandırmaya çalışan, halkın kültürünü zenginleştirmeyi, bilgisini arttırmayı kendisine amaç bilmiştir. Bu yüzden romanlarında yer yer konu dışı, teknik açıdan kusurlu sayılabilecek, bil-giler yer alır. Hüseyin Rahmi Gürpınar da Ahmet Mithat Efendi’nin yolunda giderek eserlerinde halkın değerlerini, şivesini, kültürünü yansıtan eserler yazmıştır.
•111) Tanzimatın 1. dönem sanatçıları toplum için sanatı sa-vundukları halde 2. dönem sanatçıları kişiselliğe ağırlık veren bir çizgi izlediler. 1. dönem sanatçıların en güçlü-sü Namık Kemal, 2. dönem sanatçıların en güçlüsü Abdülhak Hamid’dir.
•112) Edebiyatımızın en güçlü sembolisti Ahmet Haşim’dir.
BU pratikleri ÖĞRENmiş miyDİNİZ?
24 Ocak 2011 Yazan admin
Kategori Eğitim & Edebiyat
Sevgili Halis Kutmangil Lisesi öğrencileri, bilindiği gibi, ÖSS’de bilgiyi kullanmanın yanında dikkat ve hız da ölçülmektedir. Genelde öğrenciler, konuyu bildikleri halde test tipindeki soruları yapmakta güçlük çekmektedir.Bunun birkaç sebebi vardır:Yeterince test tipindeki soruları çözmeme, konunun pratik, can alıcı noktalarını bilmeme gibi…Bu eksikliği gördüğüm için Türkçe konularını kısaca anlattım ve konuyla ilgili çıkan soruların çözümünde uygulanması gereken pratik teknikleri verdim.Aşağıda 99 madde halinde verilmiş bu bilgiler, eminim işinizi daha da kolaylaştıracaktır; bu yüzden bunları mutlaka inceleyin.Faydalı olması dileğiyle…
1.Sözcüğün türü, görevi, işlevi, çeşidi sorulursa sözcüğün isim mi, zarf mı, sıfat mı,zamir mi ,edat mı… olduğuna bakılacağını;
2.Sıfatların isimleri, zarfların genellikle fiilleri nitelediğini
(güzel kız: sıfat ; güzel konuş:zarf );
3.Sıfatların mutlaka ilgili olduğu isimden önce gelmesi gerektiğini ( kötü insan: sıfat);
4.Niteleme sıfatlarının önündeki isim düşerse sıfatın adlaşmış sıfat olduğunu ( kötülerle arkadaşlık yapmayın:adlaşmış sıfat)
5.Yüklemi ekeylem almış fiilimsiden oluşan cümlelerin isim cümlesi olduğunu (Tek amacım, sizleri gelecekte iyi yerlerde görmektir.)
6.İsmin –e , -de ,-den hal ekleriyle biten öğelerin genellikle dolaylı tümleç olduğunu, ismin –i haliyle biten öğenin her zaman belirtili nesne olduğunu, 3. tekil iyelik ekiyle ( -(s) i) biten öğenin özne olduğunu ( yolda gördüm: dt ) (bahçeyi gezdim: b.n) (babası geldi: öz.);
7. –den ekiyle biten öğe cümleye bir sebep anlamı katarsa o öğenin zarf tümleci olduğunu (hastalandığından gelemedi:zt);
8.-de ve –den çekim eklerinin sıfat tamlaması kurduklarında yapım eki özelliğini kazandığını (sıradan insanlar ,candan arkadaşım, gözde öğrenci: önündeki isme “nasıl” sorusunu yöneltebiliyoruz öyleyse altı çizili ekler sıfat yapmıştır ve bu yüzden artık yapım ekidir.);
9.İyelik eklerinin bir ismin sonuna gelerek onun kime ait olduğunu bildirdiğini, iyelik eklerini daha kolay bulabilmek için ismin başına “benim, senin, onun, bizim,sizin,onların” getirebileceğimizi (kitabım, yavrusu…);
10.İyelik eki almış bir isimin başında iyelik zamiri (benim,senin,onun…) kullanılmamışsa bunların tamamının “tamlayanı düşmüş isim tamlaması” olduğunu (pantolonum,annesi…) ;
11. Her – im ekinin aynı ek olmadığını
(* telefonum nerede? :1.tekil iyelik eki “benim telefonum”,
*çok iyiyim: ekfiilin geniş zamanı ;çünkü isme gelmiş ve onu yüklem yapmıştır,
*bizim çocuklarımız: tamlayan eki,
*ölümden korkma: fiilden isim yapım eki
*yanına geleceğim:Şahıs ekidir, bütün şahıs ekleri mutlaka kip ekinden sonra gelir);
12.İsim (ad) tamlamalarında ilk sözcüğe tamlayan ikinci sözcüğe tamlanan dendiğini (yüreğinin sesi ) ;
tamlayan t.nan
13. İsim tamlamalarında tamlayanla tamlananların yer değiştirebileceğini
(içini gıdıklıyordu bütün erkeklerin);
tamlanan tamlayan
14.Belirtili isim tamlamalarında her iki unsurun da ek aldığını ve tamlanana “neyin, kimin” sorularını yöneltebildiğimizi (bahçenin kapısı :neyin kapısı)
belirtisiz isim tamlamalarında sadece tamlananın 3.tekil kişi iyelik eki aldığını tamlayanın hiçbir ek almadığını ve hem daha kolay bulabilmek hem de sıfat tamlamalarıyla karıştırmamak için tamlanana “ne” sorusunu sorduğumuzu (bahçe kapısı : ne kapısı?);
15.Belirtili ad tamlamalarında araya sıfatların girebileceğini ya da tamlayanın sıfatlarla nitelenebileceğini (Sütçü İmam’ın kahraman torunları );
16. –İn tamlayan ekinin yerine bazen –den ekinin de kullanılabileceğini (aşağıdakilerden hangisi…);
17.Takısız isim tamlamalarında iki unsurun da ek almadığını
tamlananın neye benzediğini ya da neyden yapıldığını, ayrıca sıfat tamlamalarıyla karıştırmamak için araya “den” ya da “gibi” getirmemiz gerektiğini (altın (dan) yüzük ,ipek (gibi) saç )
Takısız isim tamlamalarıyla niteleme sıfatlarını birbiriyle karıştırmayın, niteleme sıfatlarının arasına “gibi” “den” getiremezsiniz. (yorgun adam :sıfat tamlaması );
18.Bir sıfatın birden çok adı niteleyebileceğini (yeni ev ve araba );
19.Bir ismin birden çok sıfatının olabileceğini (zeki, çalışkan, dürüst , bir öğrenciydi);
20.Kurallı birleşik sıfatların , -lı, -li eki almış sıfat tamlamalarının ismi nitelemesiyle ve sıfat tamlamasında isimle sıfatın yer değiştirmesi ve isme getirilen 3. t.k. iyelik ekini almış söz grubunun ismi nitelemesiyle oluştuğunu (uzun saç: sf. Tm. ~ uzun saçlı erkek : birleşik sıfat ; bozuk yol: sf. Tm. ~ yolu bozuk köy :birleşik sıfat );
21.Belirtisiz isim tamlamalarının da sıfat olarak kullanılabileceğini (altın sarısı saç );
22. Zamirlerle de isim tamlaması kurulabileceğini (benim üniversitelerim, senin dünyan, kendi insanlarımız, kimin nesi)Msn Öğretmen öss kpss Gazeteler Sohbet hazır mesajlar ders izle Belirli Gün ve Haftalar Çanakkale savaşı şiir
23. Geçişli fiillerin yani neyi, kimi sorularını yöneltebildiğimiz fiillerin kılış fiili (atmak, delmek, açmak),
Bir hareket bildiren, geçişsiz olan ve hareketin kişinin kendi isteğiyle gerçekleştiğini ifade eden fiillere durum fiili (yürümek, güldü, oturmuş)
Bir hareket bildirmeyen, eylemin kişinin kendi isteği dışında gerçekleştiğini ifade eden ve geçişsiz olan fiillere oluş fiili (kararmak, sararmak,solmak,büyümek)dendiğini ;
24.Fiil kiplerinin haber kipleri (-di, -miş,-yor, -ecek , -ar,-mez)
ve dilek kipleri (-ayım, -alım, -a ,-malı, emir ekleri) olmak üzere ikiye ayrıldığını ;
25.Basit zamanlı fiillerin tek ;birleşik zamanlı fiillerin iki kip eki aldığını (gelmiş: basit zamanlı ~ gelmişti:birleşik zamanlı)
26.Bir fiil birleşik zamanlı ise orada mutlaka bir ekfiilin olduğunu (çalışmalıymışım ~çalışmalı imişim);
27.Bir cümlede eğer isim soylu bir sözcük yüklem olmuşsa orada mutlaka bir ekfiilin olduğunu (sınıf temizmiş, her şeyim sensin, bu yaptıklarım senin içindi, o da iyidir.);
28. Fiil çatısı denince, fiillerin özne ve nesneye göre aldığı durumun sorulduğunu;
29.Öznesine göre fiil çatısının etken,edilgen,dönüşlü,işteş
olarak dört grupta incelendiğini;
30.Bir fiilin edilgen olabilmesi için mutlaka –l ,-n çatı eklerini alması gerektiğini ve öznesinin (eylemi yapanın) belli olmaması gerektiğini (Sokaklar temizle-n-di) (kim tarafından temizlendi? Cevap yok)
31.Bir fiil edilgen çatılı ise öznesi mutlaka sözde öznedir. (çaylar içi-l-di ) (çaylar:sözde öznedir)
32.Bir fiilin dönüşlü olabilmesi için –l, -n çatı eklerinden birini alması, öznenin belli olması ve kendi kendine olma anlamı vermesi gerektiğini (kadın aynanın karşısında süsle-n-di ) (kadın: gerçek özne)
33.Bir fiilin işteş çatılı olabilmesi için “–iş” çatı ekini mutlaka alması , öznenin en az iki kişi olması ve eylemin birlikte ya da karşılıklı yapılma anlamı vermesi gerektiğini (çocuklar döv-üş-tü :karşılıklı ~ kadınlar gül-üş-tü: birlikte);
34.Etken fiillerin öznesinin belli olduğunu yani öznesinin gerçek olduğunu ve –l , -n ,-ş çatı eklerinden birini almaması gerektiğini ( çocukları dövdü)
35.Fiillerin nesnesine göre “geçişli, geçişsiz, oldurgan, ettirgen” olduğunu,
36.Bir fiillin başına “onu” zamirini getirebiliyorsak o fiilin geçişli, getiremiyorsak geçişsiz olduğunu (“ sevdi” geçişli bir fiildir; çünkü “onu sevdi” diyebiliriz.) (“oturdu” geçişsiz bir fiildir çünkü “onu oturdu” diyemiyoruz.yani geçişliler nesne alabilirken geçişsizler alamıyor);
37.Geçişsiz bir fiilin –r , -t ,-tır ekleriyle geçişli yapılabileceğini ve geçişsizken geçişli yapılan bu fiillere oldurgan fiil dendiğini (adamı öl-dür-dü)
38.Geçişli fiillerin –t, -tır, -r ekleriyle yeniden geçişli yapılarak geçişlilik derecesinin artırılabileceğini ve bu tür fiillere “ettirgen” çatılı fiiller dendiğini(Bir de kitap al-dır-dı. );
39. Sıfat fiil ,zarf fiil ve isimfiil eklerinin üçüne birden fiilimsi(eylemsi) dendiğini (sıfatfiil ekleri:an-ası-mez-ar-dik – ecek -miş)
(zarffiil ekleri:-arak, -ıp ,-madan, -ınca, -dıkça ,-dığında…)
(isinfiil ekler:- ma ,-ış ,-mak) ;
40. Her -acak, -mez , -ar ,-miş eklerinin sıfat fiil olmadığını,sıfatfiil olabilmesi için genellikle sıfat tamlaması kurması gerektiğini, söz konusu ekler eğer temel cümlede fiili yüklem yapmışsa zaman ekleri olduğunu ( geçmiş günleri yad ettik :sıfat fiil eki) (günler ne çabuk geçmiş:geçmiş zaman eki)
41.Bir cümlede kaç tane fiilimsi varsa o kadar yan cümle olduğunu (bir gülüşün ölmem için yetecek: iki fiilimsi eki olduğu için iki yan cümle vardır.);
42.Bir cümlede eğer fiilimsi varsa o cümlenin girişik birleşik bir cümle olduğunu ve cümle yapısına göre sorulursa önce şıklarda fiilimsi olup olmadığına bakacağımızı
(gülerek yanıma geldi :girişik birleşik bir cümledir; çünkü
–erek fiilimsisi ekini almıştır );
43. Birleşik fiillerin iki fiilin birleşmesinden ( öpüver , bakakaldı, yapabildi…), bir isimle bir yardımcı fiilin birleşmesinden ( mutlu olmak, fark etmek, emretmek, etkili kılmak…) ya da deyimin cümlede yüklem olmasıyla (baltayı taşa vurdu) oluştuğunu ;
44.Fiil kipinde anlam kaymasının bir zaman ekinin ya da dilek kipinin bir başka zaman eki ya da dilek kipi yerine kullanılması olduğunu ( Sabahları yürüyorum (yürürüm) ,Nasrettin hoca eşeğe ters biner (binmiş) );
45.Yapım eki almamış sözcüklerin basit (geldi, çaylar ,seviyorum..), yapım eki almış sözcüklerin türemiş ( taşlık, ışık, sevgi…) olduğunu ;
46.Yapım eklerinin sözcüğün anlamını ve türünü değiştirdiğini (uç-ak , göz-lük, çiz-gi );
47.Çekim eklerinin sözcüğün anlamını ve türünü değiştirmediğini, adlara gelen çekim eklerinin durum ekleri,iyelik ekleri, çoğul eki, tamlayan eki ; fiile gelen çekim eklerinin ise kip ve şahıs ekleri olduğunu;
48.İkili kökün (ortak kök, kökteş) anlam değişikliği olmadan hem isim ,hem fiil kökü olarak kullanılabilen kökler olduğunu (Boya aldım :isim) (evi boyamış: fiil ), “Ortak köklü” sözcüklerle “sesteş, eşsesli” sözcüklerin farklı olduğunu, sesteş sözcükler arasındaki ses benzerliğinin tesadüfi olduğunu ve aralarında hiçbir anlamsal bağ olmadığını oysa ortak köklü sözcüklerde anlamsal bağ olduğunu ( Gül: “Gül.” dedi bülbüle: Bu cümlede geçen ilk “gül” sözcüğü isimdir, ikincisi ise fiildir; dikkat ettiyseniz aralarında hiçbir anlamsal bağ yok, öyleyse bunlar sesteş) ;
48.İkilemelerin ve edat öbeklerinin de sıfat ,zarf , isim olarak kullanılabileceğini ( çocuk gibi ağlıyordu: edat öbeği zarftır.
Deste deste para: ikileme sıfat görevindedir);
49.Cümle öğelerine ayrılırken önce yüklemin tam ve doğru olarak bulunması ve hemen ardından yükleme “kim ,ne” sorularını yönelterek öznenin bulunması gerektiğini, özne bulunmadan nesnenin bulunmaması gerektiğini;
50.Cümlenin öğeleri bulunurken isim tamlamalarının, sıfat tamlamalarının, deyimlerin, ikilemelerin, birleşik sözcüklerin bölünemeyeceğini ;
51. Anlatım bozukluğu sorularında ;
a) Cümlenin dil bilgisi kurallarına uygun olup olmadığına,
b)Ortak öğelerden kaynaklanan bir yanlışlığın olup olmadığına,
c)Tamlama yanlışlarına,
d)Yan cümlenin yüklemi ile asıl yüklemin çatı uyumuna,
e)Sözcüğün cümlede doğru yerde kullanılıp kullanılmadığına,
f)Bir sözcüğün yanlış anlamda kullanılıp kullanılmadığına,
g)Sözcükler ya da düşünceler arasındaki anlam çelişkisine,
h)Cümlenin duru, akıcı, açık olup olmadığına ve gereksiz sözcük olup olmadığına ,
i)Özne- yüklem uyumuna bakılacağını ;
52.Duru cümlenin içinde gereksiz sözcük bulunmayan cümle
olduğunu
53.Akıcı cümlenin kolay okunur, anlaşılır bir cümle olduğunu
54.Yalın cümlenin söz sanatlarından arınmış cümle olduğunu
55.Ara sözlerin iki virgül, iki kısa çizgi ya da iki parantez arasında söylenen açıklama niteliğinde bir söz olduğunu ve ara sözün cümleden çıkartıldığında cümlenin anlamının bozulmadığını (Ayşe ,evin en büyük olanı, dün gelin oldu.);
56.Ara sözün görevi sorulduğunda aslında cümlenin hangi öğesini oluşturduğunun sorulduğu (Yukarıdaki cümlede ara söz özne görevindedir.);
57.Eksiltili cümlenin yüklemi söylenmemiş cümle olduğunu (Karşımıza birdenbire çıkıveren bir deniz…);
58.Cümlenin kuruluşuna (dizilişine) göre ya kurallı (düz) ya da kuralsız (devrik) olduğunu, yüklemi sondaysa kurallı, sonda değilse devrik olduğunu (Yarın size geleceğim :kurallı)
(Yarın geleceğim size :devrik)
59. Bir cümlenin yükleminde, “-me, -ma, -mez, -maz, -sız, -siz ekleri ya da “yok” , “değil” sözcükler varsa o cümlenin olumsuz bir cümle olduğunu ;
60.Sözcüklerin yanlış yazılmasının , sözcüklere getirilen eklerin yanlış olmasının yazım yanlışı olduğunu ;
61.Özel isimlerin hepsinin büyük harfle başlaması gerektiği ;aksi taktirde bir yazım yanlışlığı yapılmış olacağını (Yaban, Milliyet gazetesi, Karabaş, Meydan Mahallesi ,Kenan)
62. “f,s,t,k,ç,ş,h,p” sert ünsüzleriyle biten bir sözcüğe “c,d,g” yumuşak ünsüzüyle başlayan bir ek getirildiğinde bu ünsüzler eğer “ç , t ,k” ye dönüştürülmezse orada bir yazım yanlışı yapılmış olacağını ve bu dönüşümden sonraki ses olayına ünsüz benzeşmesi (sertleşmesi) dendiğini (kitapcı :yanlı ~kitapçı: doğru ve aynı zamanda bir ünsüz benzeşmesi vardır)
63. “p,ç,t,k” sert ünsüzlerle biten kelimelere ünlüyle başlayan bir ek getirildiğinde bu ünsüzlerin yumuşadığını buna da ünsüz yumuşaması dendiğini ,özel isimlerde bu yumuşamanın olmadığını ( ağaç –ı ~ ağacı , Zonguldak’ı )
64. Özel adlara , sayılara, kısaltmalara getirilen çekim eklerinin kesme işaretiyle ayrılması gerektiğini ;aksi taktirde bir yazım yanlışlığı yapılmış olacağını (Ayşe’yi ,TDK’nin,5’te)
65. Bağlaç olan “de ,da” nın ayrı yazıldığını ,kesinlikle “te,ta” biçimi olmadığını, cümleden çıkartıp cümleyi yeniden okuduğumuzda cümlenin yapısının bozulmadığını (Sana kitap da alacağım.) ;
66. Özel isimden sonra gelen “de ,da” bağlacının kesinlikle kesme işaretiyle ayrılmayacağını( sizinle Ahmet de gelecekti.);
67. “ki”nin çekimli bir fiilden sonra geliyorsa bağlaç olduğunu ve mutlaka ayrı yazılması gerektiğini (duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini)
68. “ki” eklendiği isimi sıfat yapmışsa yani önündeki isme
“ hangi” sorusunu yöneltebiliyorsak o -ki’nin sıfat yapan
“-ki” olduğunu, sıfat yapan –ki’lerin genellikle –“da ,-de” ekinden sonra geldiğini ve bitişik yazıldığını (duvardaki resim: hangi resim ; üzerindeki elbise :hangi elbise? );
69. “ki” eğer bir ismin yerini tutmuşsa ve “ki” den sonra “ler” çokluk ekini getirebiliyorsak o “ki”nin ilgi zamiri olduğunu ve bitişik yazılması gerektiğini (Seninki geliyor ~ Seninkiler geliyor );
70. “mi” soru edatının her zaman ayrı yazıldığını ,hangi ögeden sonra geliyorsa o ögeyi buldurmaya yönelik olduğunu
,- ma ,-me olumsuzluk ekinin darlaşmış biçimiyle karıştırmamak gerektiğini (Siz mi geleceksiniz? :soru ekidir ve özneden sonra geldiği için özneyi buldurmaya yöneliktir.)
(Beni niçin dinlemiyor? :Burada –me olumsuzluk ekinin darlaşmış biçimidir ve bitişik yazılmalıdır.)
71.Büyük ünlü uyumuna “kalınlık –incelik uyumu” , küçük ünlü uyumuna ise “düzlük –yuvarlaklık uyumu” dendiğini ;
72.İçinde cümleyi kuran kişinin yorumu ,beğenisi olmayan, herkesçe kabul edilen yargıların “nesnel” ; kişinin kendi beğenisini, yorumunu dile getiren ve kanıtlanamayan yargılara ise “öznel” dendiğini (Dünyanın en uzun nehri Nil nehridir :Nesnel ) (Nil’i seyretmeye doyum olmaz :öznel )
73.Bir sanatçının anlatım biçimiyle ilgili cümlelere üslup cümlesi dendiğini (Yazar, bu romanında uzun cümleler kullanmış, yöre insanının konuşma dilinden yararlanmıştır.);
74. “Dolaylı anlatım”la “dolaylama” nın farklı kavramlar olduğunu;
75.Birinin cümlesini hiç değiştirmeden kendi cümlemiz içinde aktarmaya “doğrudan anlatım” ,birinin sözünü kendi cümlemiz içinde eriterek, az çok değiştirerek vermeye “dolaylı anlatım” dendiğini (Öğretmenim:“Bu olmamış.” dedi. :doğrudan anlatım) (Öğretmenim bunun olmadığını söyledi.
olaylı anlatım ),
76.Tek bir sözcükle anlatılabilecek bir sözcüğün birden çok sözcükle anlatılmasına “dolaylama” dendiğini (Bu yıl bacasız sanayinin yüzleri güldüreceği söyleniyor :Turizm kastedilmiş)
77.“İçin” edatının “-mek için” şeklinde kullanıldığında “amaç- sonuç” ; “-dığı için” şeklinde kullanıldığında “ neden – sonuç” bildirdiğini (seni görmek için geldim: amaç-sonuç)
(çalışmadığı için kazanamadı: neden- sonuç);
78.Belgisiz zamir ve sıfatların iki sözcükten oluştuğu durumlarda bitişik yazılması gerektiğini (birkaç insan, biraz sevgi, birtakım medya…);
79. “Etmek, olmak” yardımcı fiilleriyle oluşmuş birleşik fiillerde isim unsurunda bir ünlü düşmesi ya da ünsüz türemesi olmuşsa bitişik, olmamışsa ayrı yazılması gerektiğini
(reddetmek ,emretmek ,terk etmek);
80.Birleşik fiillerde isim unsuru tek başına kullanılamıyorsa düşüm olmasa dahi bitişik yazılması gerektiğini (defetmek,defol, vazgeçmek …);
( Not: Bu yazıyı edebiyatogretmeni.net dışında başka bir yerde okuyorsanız bilin ki edebiyatogretmeni.net’ten alınmıştır.)
81.Ünlü daralması sorulunca önce –yor ekini arayacağımızı kelimeden –yor’u çıkartınca daralma olup olmadığını anlayabileceğimizi, daralma olabilmesi için mutlaka –yor
ekinin olması gerektiği ;ancak her –yor ekinin olduğu yerde daralma olmayabileceğini (bekliyor ~ bekle-yor :ünlü daralması var) ( seviyor ~sev-iyor :daralma yok );
82.Dilimizde sadece “de-” ve “-ye” fiillerinde -yor eki olmadan da daralma olabileceğini. (diye ,yiyecek);
83.Virgül ve noktalı virgülden sonra gelen sözcüklerin –özel isim değilse- küçük harfle, diğer noktalama işaretlerinden sonra gelen sözcüklerin büyük harfle başlaması gerektiğini (Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik;ancak çok basit bir sanatı unuttuk:İnsanca yaşamayı…)
84.Sıfat ve isim tamlamalarında tamlayanla tamlananın arasına virgül getirmenin bir noktalama yanlışlığı olduğunu;
85.-ip, -ıp, -up, -üp bağfiil (zarf fiil) ekini almış fiillerden sonra virgül getirilemeyeceğini (kitaplarını alıp çıktı) ;
86. “ Mademki, halbuki, sanki, oysaki” sözcüklerinden sonra gelen “ki”lerin bağlaç olduğu halde kalıplaştığı için bitişik yazılması gerektiğini ;
87. Dilimizde üç ayrı türde “o” sözcüğünün olduğunu;
88.“O” sözcüğü , bir ismin önüne gelir ve önündeki isme “hangi” sorusunu yöneltebilirsek buradaki “o” nun işaret sıfatı olduğunu ( o insanlarla konuşma)( hangi insanlar?)
89. “O” sözcüğünden sonra –lar ekini getirebiliyorsak buradaki “o”nun zamir olduğunu, bu zamirin eğer bir insanın yerini tutarsa “şahıs zamiri” ,insan dışı bir varlığın yerini tutarsa “işaret zamiri” olduğunu (Onlar mı söyledi?: şahıs zamiri) (o çok acı olmuş. :işaret zamiri)
90. “Niçin” sözcüğünün her zaman soru zarfı olduğunu, niçin anlamında kullanılan “ne, neden, niye, ne diye” sözcüklerinin de soru zarfı olduğunu ;
91. Türkçede soru zarfı , soru zamiri, soru sıfatı ve bağlaç olmak üzere dört çeşit “ne” olduğunu,
a) “ne” sözcüğü “niçin” anlamında kullanılmışsa soru zarfıdır. ( Yüzüme ne bakıp duruyorsun?)
b)Önündeki ismi belirtmişse, yani önündeki isme “hangi” sorusunu yöneltebiliyorsak “soru sıfatıdır.” (Ne tür romanlardan hoşlanırsın?) (hangi tür)
c)Bir ismin yerini tutmuşsa yani “ne” den sonra “ler” ekini getirebiliyorsak “soru zamiridir.” (Bana ne(ler) aldın?)
d)Bağlaç olan “ne” ise sözcük ya da sözcük gruplarını birbirine bağlar ,“ne…ne” olarak kullanılabilir, cümleye olumsuzluk anlamı katar. (Ne ders çalışıyor ne okula gidiyor)
Not:Bir cümlede “ne… ne” bağlacı kullanılmışsa yüklem olumsuzluk eki almamalıdır; aksi taktirde bir anlatım bozukluğu yapılmış olur.;
92. “En” sözcüğünün birkaç istisnası dışında cümlede her zaman zarf olduğunu; (İçimizden en adamı oydu: burada “en” sıfattır.) (en güzel şarkıyı o söylerdi:burada “en” sıfatın zarfıdır);
93.Cümledeki yargı sayısının, çekimli eylemlerin, eylemsilerin ve ekeylem alarak yüklem olmuş ad soylu sözcüklerin toplamı olduğunu (Bir şiir istersin içinde benzetmeler olan, kusura bakma sevgilim heybemde sana benzeyecek kadar güzel bir şey yok) (bu dizelerde altı çizili sözcük ya da sözcükler birer yargıdır dolayısıyla burada toplam altı yargı vardır);
94. “Betimlemenin (tasvir etme)”, gözlemlerin okurun gözü önünde canlanacak biçimde olması gerektiğini, bu anlatım biçiminde niteleme sıfatlarının, durum zarflarının çokça kullanıldığını,bir yerin ya da bir kişinin genellikle dış görünüşünün anlatıldığını,hareketin olmadığını, kısaca betimlemenin sözcüklerle resim çizme işi olduğunu
(Adamın üzerinde açık mavi bir pardösü vardı.Kirli ve biraz da eski bu pardösünün üzerindeki açık kırmızı ve temiz atkı bir çelişki gibi görünüyordu.)
95. “Öykülemede” ise bir olay, bir hareket olduğunu
(Öğretmen sınıfa girdi, defteri imzaladı, yerinden kalkarak dersi anlatmaya başladı….);
96. “Açıklamada” yazarın asıl amacının okuyucuyu bilgi sahibi yapmak olduğunu
97. “Tartışmada” ise yazarın okuyucunun var olan bilgilerini değiştirmeye çalıştığını , kökleşmiş bir düşünceye karşı çıktığını ve okuyucuya kendi düşüncesini kabul ettirmeye çalıştığını (Bizde şiir kesinlikle çevrilemez görüşü hakimdir.Bugün gidin yazın alanında gelişmiş toplumların yazın tarihine bakın, sanatçıların önce bu işe çeviriyle başladığını görürsünüz ayrıca orijinalinden daha güzel çevirileri göreceksiniz orada.Bu da şiirin çevrilebileceğinin bir kanıtı değil midir? )
98. “Örnekleme” nin sözü edilen soyut bir düşüncenin kafamızda daha iyi canlanması ,somutlaştırılması için başvurulan bir düşünceyi geliştirme yöntemi olduğunu;
99. Tanık göstermenin (alıntı yapma) ise yazarın düşüncesini daha inandırıcı kılmak için sözünü ettiği konuda ,alanında uzman birinin sözünü tırnak içerisinde olduğu gibi alma olduğunu;
ÖĞRENMİŞ MİYDİNİZ?
PRATİK EDEBİYAT BİLGİLERİ
23 Ocak 2011 Yazan admin
Kategori Eğitim & Edebiyat
1. Sagu-ağıt-mersiye konu yönüyle ortaktır. Mersiye ölçü yönünden farklıdır.
2. Koşuk, sagu ve destan İslamiyet öncesi dönemde, dörtlükler biçiminde, hece ölçüsüyle ve genellikle yarım uyak kullanılarak söylenmiştir.
3. Yapay destanlar, doğal destan sürecinden geçmeyen yazarı bilinen destanlardır.
4. Orhun (Göktürk) Yazıtları 8.yy. da Orhun Irmağı kıyısında dikilen, yazılı edebiyatımızın ilk ürünleridir.
5. Kutadgu Bilig, siyasetname olup, Yusuf Has Hacib tarafından yazılan, didaktik özellikler taşıyan alegorik bir eserdir.
6. Atabetü’l-Hakayık (Edip Ahmet), Divan-ı Hikmet (Ahmet Yesevi) tasavvufî eserlerdir.
7. Dede Korkut Hikayeleri, Oğuzların savaşlarını anlatan, destan devrinden halk hikayeciliğine geçişin ürünü olan, on iki hikayeden oluşan anonim ürünlerdir.
8. Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli 13.yy. da yaşayıp insanlık sevgisini anlatan tasavvufçulardır.
9. Risaletü’n-Nushiye (Yunus Emre), Divan-ı Kebir (Mevlana), Makalat (Hacı Bektaş-ı Veli) tasavvufu anlatan eserlerdir.
10. İlahi (nefes-deme), şathiye, nutuk, devriye tasavvuf şiirinin dörtlükle oluşan türleridir.
11. Koşma, semai, varsağı, destan aşık edebiyatı ürünleridir. Dörtlüklerle ve hece ölçüsüyle yazılırlar. Koşma, işlediği konulara göre koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt dörde ayrılır.
12. Kaygusuz Abdal ve Pir Sultan Abdal tasavvufu farklı yorumlayan kişilerdir.
13. Karacaoğlan, Emrah, Aşık Veysel güzelleme; Dadaloğlu, Köroğlu koçaklama türünde eserler vermişlerdir.
14. Seyranî (kişsel), Dertli (toplumsal) taşlama örnekleri vermişlerdir.
15. Mani, “aaxa” uyak düzeninde, 7’li hece ölçüsü ve tek dörtlük oluşu nedeniyle anonim edebiyatın en yaygın nazım biçimidir. Divan şiirindeki rubai ve tuyuğla ortak özelliklere sahiptir.
16. Olağanüstülük, kahramanlarının soylu kişilerinden oluşması, abartılı anlatım destanla masalın ortak özellikleridir. Destan milli, masal çoğunlukla evrenseldir. Destan konusunu tarihi bir gerçekten alır, masal tamamıyla hayal ürünüdür.
17. Gazel 5-15, kaside 33-99 beyit ve “aa xa xa xa…” uyak düzeniyle, mesnevi ise beyit sayısında sınırlama olmaksızın “aa bb cc dd …” uyak düzeniyle yazılır.
18. Şarkı ve tuyuğ Türk edebiyatına özgü nazım şekilleridir.
19. Rubai, tuyuğ, murabba dörtlüklerle oluşturulan divan şiiri nazım türleridir.
20. Felsefî ve dinî konuların işlendiği “terkib-i bend” de vasıta beyiti devamlı değişir. “Terci-i bend”de vasıta beyiti aynı kalır.
21. Gazel ve kasidede ilk beyite matla, son beyite makta, şairin adının geçtiği beyite mahlas beyiti veya taç beyit denir.
22. Dize sonlarındaki uyaktan başka şiirin ortasında da uyak bulunursa buna musammat gazel veya musammat kaside denir.
23. Münacat, naat, h,c,v divan şiirinde şiirin konularına göre aldığı isimlerdir.
24. Divan edebiyatında şairler hakkında bilgi veren eserlere tezkire, halk edebiyatında cönk adı verilir.
25. Mecalisi’n-Nafais (Ali Şir Nevai) ilk şairler tezkiresidir.
26. Harname (Şeyhi), 15.yy.da yazılmış hiciv türünde bir mesnevidir.
27. Şikayetname, Fuzuli’nin maaşını alamadığı için yazdığı mektup türündeki eseridir.
28. Nefi, 17.yy.da hiciv örneği “Siham-ı Kaza”; nabi, aynı yüzyılda yazdığı, didaktik eser olan “Hayriyye” ile tanınır.
29. Nedim ve Şeyh Galib hece ile de yazan divan şairleridir.
30. Katip Çelebi “Cihannüma” (coğrafya), Keşfü’z-Zünun; Evliya Çelebi, Seyahatnme; Naima, “Naima Tarihi” adlı eserleri yazan Divan edebiyatının nesir ustalarıdır.
31. Takvim-i Vakayi (ilk resmî gazete), Ceride-i Havadis (ilk yarı resmî gazete), Tercüman-ı Ahval (ilk özel gazete), Şair Evlenmesi-şinasi (İlk tiyatro), Telemak-Yusuf kamil Paşa (ilk çeviri roman ), Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat-Şemsettin Sami (ilk yerli roman), İntibah-Namık Kemal (ilk edebi roman), Cezmi-Namık Kemal (ilk tarihi roman), Araba Sevdası-Recaizade Mahmud Ekrem (ilk realist roman), Karabibik-Nabizade Nazım (köy konulu ilk eser), letaif-i Rivayet-Ahmet Mithat (ilk öykü), Eylül-Mehmet Rauf (ilk psikolojik roman), Mai ve Siyah-Halit Ziya Uşaklıgil ( Batılı anlamda ilk realist roman).
32. Tanzimat romanında yanlış batılılaşma ve cariyelik en yaygın konulardır.
33. Tanzimat şiirinde divan şiiri biçimleri kullanılmış, içerik değişmiştir.
34. Namık Kemal hem tiyatro hem roman yazmış; ancak onu asıl tanıtan vatan temalı şiirleridir.
35. Tahrib-i Harabat ve Takib, Namık Kemal’in Ziya Paşa için yazdığı eleştirilerdir.
36. Ahmet Vefik Paşa, Moliere’den Cimri, Hastalık Hastası, Kibarlık Budalası gibi tiyatroları çevirmiştir.
37. Ahmet Mithat Efendi’nin halka okuma zevkini aşılama düşüncesini Hüseyin Rahmi ve Halide Edep de sürdürmüştür.
38. Edebiyatımızın ünlü sözlükleri; Divan-ü Lugati’t-Türk, Muhakemetü’l-Lugateyn, Lehçe-i Osman ve Kamus-ı Türkî’dir.
39. Tanzimat edebiyatı ikinci döneminde “sanat sanat için” anlayışına dönülerek, Servet-i Fünun edebiyatına hazırlık yapılır.
40. R. Mahmut Ekrem “Güzel olan her şey şiire girebilir.” diyerek Muallim Naci ile kafiye tartışmasını başlatır.
41. A. Hamit Tarhan, Namık Kemal’in tiyatro anlayışının tersini savunur. Tiyatro tekniği iyi olmadığı için yazdığı tiyatrolar sahnelenemez.
42. Edebiyatımızda ölüm temasıyla meşhur şairler; Abdülhak Hamit, Cahit Sıtkı, Yahya Kemal’dir.
43. Servet-i Fünuncular beyit anlayışını kırarak nazımı nesre yaklaştırırlar.
44. Servet-i Fünun’da romanlar realizm ve natüralizmden; şiirler ise sembolizm ve parnasizmden etkilenir.
45. Servet-i Fünun romanı, çevre olarak İstanbul’u, karakter olarak aydınları seçer.
46. Tevfik Fikret, sanatının ikinci döneminde sanatı toplumun hizmetine sunar, hece ölçüsüyle yazdığı şiir kitabının ismi Şermin’dir.
47. “Sis”, Tevfik Fikret’in İstanbul’a hakaretlerle dolu şiiridir.
48. Cenab Şahabettin, parnasizm ve sembolizmden etkilenmiş, bir şiirde birden çok aruz kalıbı kullanmıştır.
49. H. Ziya Uşaklıgil, Balzac, Stendhal, flaubert gibi realist yazarlardan etkilenmiş; Batılı anlamda ilk realist roman Mai ve Siyah’ı yazmıştır.
50. H. Ziya’nın anı türündeki eserleri Kırk Yıl, Saray ve Ötesi’dir.
51. Hüseyin Cahit Yalçın, “Edebiyat ve Hukuk” adlı makalesiyle Servet-i Fünun dergisinin kapanmasına neden olmuştur.
52. Sürgüne gönderilen başlıca sanatçılar; Namık Kemal, H. Cahit Yalçın, Süleyman Nazif, Ziya Gökalp, şair Eşref, Refik Halit Karay’dır.
53. Süleyman Nazif ve Ahmet Hikmet Müftüoğlu dil yönüyle –sırasıyla- Tanzimat ve Milli Edebiyata bağlıdırlar.
54. Şık, Şıpsevdi, Mürebbiye, Metres, Kaynanam Nasıl Kudurdu Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın romanlarıdır.
55. Ahmet Rasim, İstanbul’un günlük yaşantısını sade bir dille anlatan bağımsız yazarlardandır.
56. Fecr-i Ati, Servet-i Fünun’u eleştirmesine rağmen onun “Sanat kişiseldir.” anlayışını devam ettirmiştir.
57. Milli Edebiyat, “Genç Kalemler” dergisinde yayımlanan “Yeni Lisan” adlı makaleyle 1911 yılında başlar.
58. Milli Edebiyat bir yönüyle halk edebiyatına dönüşür.
59. Ömer Seyfettin, mili ve tarihî konulu öyküleriyle tanınan yazardır.
60. Edebiyatımızdaki ünlü öykücüler; H. Cahit Yalçın, Ömer Seyfettin, Memduh Şevket Esendal, Sait Faik Abasıyanık, Haldun Taner’dir.
61. Ziya Gökalp, Türkçülüğün felsefesini yapmış, Milli Edebiyata düşünce yönüyle katkıda bulunmuştur.
62. Kızıl Elma, Yeni Hayat, Altın Işık Ziya Gökalp’in şiir kitaplarıdır.
63. Özel isimle anılan şairler; Sultanü’ş-Şuara (Şairler Sultanı)-Baki, Vatan Şairi- Namık Kemal, Şairi-i Azam-Abdülhak Hamit Tarhan, Bayrak Şairi-Arif Nihat Asya, Türk Şairi-Mehmet Emin Yurdakul…
64. Türk edebiyatının tarihini bilimsel açıdan işleyen Mehmet Fuat Köprülüdür.
65. Edebiyat tarihi yazarları; M. Fuat Köprülü, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ali Canip Yöntem’dir.
66. Halide Edip Adıvar, İngiliz edebiyatından etkilenir. Ateşten Gömlek, Vurun Kahpeye ( Kuruluş Şavaşı’nı işler); Sinekli Bakkal, Tatarcık (toplumsal konuları işler), Mor Salkımlı Sokak (hatıra) bazı eserleridir.
67. Y. Kadri Karaosmanoğlu, Tanzimat’la Atatürk Türkiye’si arasındaki dönem ve kuşakların geçirdiği sosyal değişiklikleri ve bunalımları işler. Tezli roman türünün ustasıdır. Kiralı Konak ( kuşak çatısması), Sodom ve Gomore (işgal altındaki İstanbul’un olumsuz yanları), Yaban (Kurtuluş Savaşı ve köylü aydın uçurumunu işler), Ankara ( Cumhuriyet’ten sonraki Ankara’nın üç dönemi) Nur Baba ( Bektaşi tekkeleri) belli başlı eserleridir.
68. Reşat Nuri Güntekin’in romanlarında yoğun bir Anadolu atmosferi vardır. Dili sade, karakterleri halktandır.
69. Refik Halit Karay, sürgünde yazdığı Anadolu konulu eserleriyle tanınır. Sürgün, Yezidin Kızı, Bugünün Saraylısı (roman), Kirpinin Dedikleri, Memleket Hikayeleri, Gurbet Hikayeleri bazı eserleridir.
70. Beş Hececiler Milli Edebiyatın devamı sayılır. Faruk Nafiz Çamlıbel, Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç bu akımın şairleridir.
71. Faruk nafiz Çamlıbel, aruzla da yazmıştır. Çoban Çeşmesi, Han Duvarları adlı şiirleri ünlüdür.
72. Mehmet Akif Ersoy lirik-didaktik özellikteki şiirleriyle tanınır. Manzum hikayecilikte ustadır. Safahat (yedi bölüm) ünlü eseridir.
73. Ahmet Haşim sembolist şairdir. Şeiirlerinde anlam kapalı, düzyazılarında dili yalındır. Bütün şiirlerini aruzla yazmış, Fecr-i Ati’den sonra bağımsız olarak sanat anlayışını devam ettirmiştir. Bazı eserleri; Piraye, Göl Saatleri, Gurabhane-i Laklakan…
74. Yahya Kemal Beyatlı divan şiirine yeni yorum getirmiş, eski nazım biçimleriyle Batılı şiirler yazmıştır. Şiirlerinde sonsuzluğa erişme düşüncesi vardır. “Ok” şiirinin dışındaki bütün şiirlerini aruzla yazmıştır. Eserleri; Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgarıyla, Aziz İstanbul…
75. Yedi Meşaleciler, Beş Hececileri duygusallıkla suçlamışlar; ancak kendileri de sembolizmden etkilenmişlerdir. Z. Osman Saba, Yaşar Nabi, Muammer Lütfi Bahşi, Vasfi Mahir Kocatürk, Sabri Esat Siyavuşgil, Cevdet Kudret Solok, Kenan Hulisi Koray sanatçılarıdır.
76. Garip Akımı (I. Yeniciler) sanatsal anlatımdan, ölçü ve uyaktan kaçınmış sıradan insanların hayatlarını işlemiştir.
77. II. Yeniciler, I. Yeni Hareketine tepki olarak ortaya çıkmışlardır. Şiirde anlam kapalılığı savunmuşlar ve sürrealizmden etkilenmişlerdir. İlhan Berk, Cemal Süreyya, Edip Cansever, Ece Ayhan bazı temsilcileridir.
78. Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal’in öğrencisidir. Şiirlerinde bilinçaltı, rüya ve zaman kavramı baskındır. Geçmişe özlem eserlerinin başlıca temasıdır. Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Beş Şehir bazı eserleridir.
79. Ahmet Kutsi Tecer, Anadolu motiflerini işler. Dergah ve Milli Mecmua’da eserleri yayınlanır. Koçyiğit Köroğlu, Köşebaşı bazı eserleridir.
80. Ahmet Muhip Dıranas, Fahriye Abla adlı şiiriyle meşhurdur.
81. Cahit Sıtkı Tarancı, ölüm, yalnızlık konularını işler. En çok bilinen şiirlerinden biri Otuz Beş Yaş’tır.
82. Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın en ünlü eserlerinden biri “Üç Şehitler Destanı”dır. Eser yapay bir destandır.
83. Cahit Külebi: Birçok şiirinde noktalama işareti yoktur. Çocuk şiirleriyle tanınır. “Türk Mavisi” eserlerinden bir tanesidir.
84. Nurullah Ataç: Deneme ve eleştirileriyle anılır.Devrik cümle anlayışını başarıyla uygulamıştır. “Günlerin getirdiği, Karalama Defteri” bazı eserleridir.
85. Gezi Yazısı Yazanlar: Evliya Çelebi (Seyahatname), Ahmet Haşim (Frankfurt Seyahatnamesi), Falih Rıfkı Atay (Yolcu Defteri), Cenap Şahabettin ( Hac Yolunda)…
86. Psikolojik roman: Zehra (Nabizade Nazım), Eylül (Mehmet Rauf), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Peyami Safa)
87. Sait faik Abasıyanık: Öykülerinde Adalar’ı, İstanbul’u ve sıradan insanı işler. Durum hikayecisidir. Semaver, Sarnıç, Son Kuşlar bazı eserleridir.
88. Necip Fazıl Kısakürek: metafizik problemleri hecenin gücüyle çok güzel anlatır. Şiir dışında tiyatro, öykü, araştırma gibi alanlarda da eserler vermiştir. Çile, Bir Adam Yaratmak bazı eserleridir.
89. Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı): Balıkçıları ve denizi işler. Bodrum’un antik çağlarındaki ismini mahlas olarak kullanır.
90. Kemal Tahir: Roman ve hikayelerinin konusunu sistemin aksayan yönlerinden alır. Bozkırdaki Çiçek, Devlet Ana, Karılar Koğuşu, Esir Şehrin İnsanları bazı eserleridir.
91. Bedri Rahmi Eyüboğlu; şair ve yazarlık dışında ressamdır. Karadut, Canım Anadolu bazı eserleridir.
92. Tarık Buğra: istiklal Savaşı’nın bilinmeyen yönlerine yeni yorumlar getirdi. Küçük Ağa, Osmancık, Siyah Kehribar, yarın Diye Bir Şey Yok bazı eserleridir.
93. Yaşar Kemal: Çukurova ve Toroslardaki efsanelere dayalı, toprak kavgalarını işleyen roman ve hikayeler yazmıştır. İnce Memed, Orta Direk, Sarı Sıcak, Teneke bazı eserleridir.
94. Orhan Kemal: Köyden kente göç ve bu göçün son uçlarını işler. 72. Koğuş, Hanımın Çitliği bazı eserleridir.
95. Necati Cumalı: Ege Bölgesi’ndeki köylüyü işler. Tütün Zamanı, Boş Beşik, Susuz Yaz bazı eserleridir.
96. Cemil Meriç: Makale, deneme, eleştiri ustasıdır. Bu Ülke,Umrandan Uygarlığa, Kırk Ambar bazı eserleridir.
97. Cengiz Aytmatov: Kırgız yazardır. Cemile, Gün Olur Asra Bedel, Selvi Boylum Al Yazmalım bazı eserleridir.
98. Klasisizm, akıl ve sağduyuya önem verir. Latin ve Yunan kaynaklarına yönelen kuralcı, yüksek zümre edebiyatıdır. Moliere, Racine, La Fontaine klasik yazarlardandır.
99. Romantizm, Klasisizm’e tepkidir. Kuralcılığı reddederek ulusal konulara yönelir. Zıtlıklar, ak-kara çatışması ve özellikle duygusallık ön plandadır. Victor Hugo, Goethe bazı yazarlarıdır.
100. Realizm, Romantizm’e tepkidir. Gerçekler gözleme dayalı olarak anlatılır. Balzac, Stendhal, Flaubert, Tolstoy, Dostoyevski ünlü temsilcileridir.
101. Parnasizm, realizm’in şiire yansımasıdır. Sözcüklerle manzara çizilir.
102. Sembolizm, kapalı şiir anlayışını savunan edebi akımdır.
103. Natüralizm: Aşırı gerçekçiliktir. Olayların ortaya çıkışı neden sonuç ilişkisi deneylenerek anlatılır.
104. Edebi akımların sıralanışı: Klasisizm, Romantizm, Realizm, Natüralizm(roman akımları); Parnasizm, Sembolizm, Sürrealizm (şiir akımları)
105. Dünya edebiyatının tanınmış yazar ve eserlerinden bazıları: Shakespeare (Hamlet ve Otello), Cervantes (Don Kişot), Maksim Gorki (Ana), Montaigne (Denemeler), Schiller ( Wiliam Tell), Dostoyevski (Suç ve Ceza), Tolstoy (Savaş ve Barış), Mark Twain ( Tom Sawyer’in Maceraları)
106. Klasik trajedide karakterler yüksek tabakadandır, konu mitolojiktir. Ölüm ve yaralanmalar sahnede gösterilmez. Üç birlik kuralı (zaman, mekan olay birliği) vardır.
107. Klasik komedide kişiler halkın içinden, konular günlük yaşamdandır. Ölüm ve yaralanmalar sahnede gösterilir. Üç birlik kuralı vardır.
108. Deneme, kişisel düşüncelerin kanıtlama amacı güdülmeden aktarıldığı; fıkra, günlük olayların sade bir dille yazıldığı; makale, tezlerin kanıtlanmaya çalışıldığı; eleştiri; bir eserin bilimsel temellere dayanılarak yorumlandığı yazın türleridir.
109. Lirik şiir, coşkuların işlendiği; epik şiir, kahramanlık konularının işlendiği; pastoral şiir, kır ve çoban yaşamının işlendiği; dramatik şiir, acıklı durumların işlendiği; satirik şiir eleştirilerin işlendiği; didaktik şiir; öğreticiliğin işlendiği şiir türleridir.
110. Redif, aynı görevli ekler ve aynı anlamlı sözcüklerdir. Uyaktan sonra gelir.
111. Nurullah Ataç, Suut Kemal Yetkin, Sebahattin Eyüboğlu, Bacon, Montaige ünlü deneme yazarlarıdır.
112. Bir sözcüğün hem gerçek hem mecaz anlamda kullanılması kinaye sanatını doğurur.
113. Hüsn-ü Talil sanatında olayın sebebi daha güzel bir nedene bağlanır.
114. Bilinen bir konunun bilinmiyormuş gibi davranılması Tecahül-i arif sanatını doğurur.
115. Sesteş sözcükler cinas sanatı yapar.
116. İntak (konuşturma) sanatının olduğu her yerde teşhis vardır.
117. Masal, evrensel; destan ulusal nitelikler taşır.
118. Seci, düzyazıdaki ses benzerliğidir.
119. Bir şairin bir şiirine aynı ölçü ve aynı uyakla yazılan şiirine nazire denir.
120. İlyada (Yunan), Kalevala(Fin), Nibelungen (Alman), Ramayana (Hint), Şehname (Fars) dünyaca tanınmış destanlardır.
121. Şarkı, tuyuğ, rubai dörtlüklerle yazılan divan şiiri nazım şekilleridir.
122. Dilinin ağır oluşu ve yüksek zümreye yönelişi Divan edebiyatı ile Servet- Fünun’un ortak özellikleridir.
123. Ağır ve sanatlı anlatım, sembollerle duyguları anlatma biçimine Sebk-i Hindi denir. Sebk-i Hindi divan edebiyatında kabul edilen bir anlayıştır.
124. Dacemeron hikayeleri (Bocecaeio) dünyanın ilk hikayeleridir.
125. Aiskhlos, Sophokles, Euripides, Aristopanes eski Yunan edebiyatının tiyatro ustalarıdır.


