Noel Baba Kimdir?

20 Ocak 2011 Yazan  
Kategori Genel Kültür

İnanışlar Ve Gerçekler

Ren geyiklerinin çektiği kızağıyla, göbekli, tombul yanaklı, beyaz sakallı, kırmızı giysili Noel Baba kişiliği hangi dinden olursa olsun tüm dünyada benimsenmiştir. Noel Baba’nın asıl ismi Aziz Nikola’dır. Üçüncü yüzyılda Antalya’da, Myra’da (bugünkü ismi Demre) dünyaya gelen Nikola yaşamının büyük bir bölümünü geçirdiği Anadolu’da yaptığı iyiliklerle efsaneleşerek aziz mertebesine yükselmiş, zamanla denizcilerin de koruyucu azizi olmuştur.

Aziz Nikola’nın kızağını çeken ren geyikleri yerine yaşlanmış bir eşeği vardı. Noel öncesi değil, 6 Aralık olan Hıristiyanların yortu gününde çevreyi dolaşır, hediye dağıtırdı. Aziz Nikola geleneğine en çok sahip çıkan ve onu Amerika’ya taşıyan Hollandalılar oldu. Hollanda dilinde Saint Nicholas ismi ‘Sinterklaas’ diye yuvarlanarak söyleniyordu. Bu söyleyiş şekli zamanla ‘Santa Claus’ halini aldı.

Noel Baba’nın başlangıçta Avrupa’da da eşeği vardı. 16. yüzyılda Hollanda’da çocuklar Santa Claus’un gelmesine yakın kapılarının önüne, içi eşeği için hazırlanmış yiyeceklerle dolu tahta ayakkabılar bırakırlardı. Santa Cİaus da bunun karşılığında ayakkabılara çeşitli hediyeler koyuyordu. Amerika’da ise ayakkabıların yerlerini bacaların ve şöminelerin kenarlarına asılan çoraplar aldı.

Noel Baba’nın kızaklı, ren geyikli, canlı, kırmızı giysili, kalın sesli gülüşlü kimliği Amerika’da gelişti. Ren geyikleri çok önem verildikleri Kuzey Avrupa kültüründen aktarıldılar. Bugünkü kimliğinin detayları ilk olarak Clement Clarke Moore’un bir çocuk şiirinde belirlendi. Kırmızı yanaklı, göbekli, beyaz sakallı Noel Baba’nın görsel imajını, 19. yüzyılda çizgi roman ressamı Thomas Nast yarattı.

Dünya nüfusu 2000 yılında 6 milyara ulaştı, her sene de yaklaşık 84 milyon artıyor. Bunun 2 milyarı 18 yaşın altında. Her ne kadar Noel Baba inancı sadece Hıristiyanlık değil diğer dinlere de yayılan bir nevi ortak kültür haline gelmişse de yılbaşında Noel Baba’dan hediye uman çocuk sayısının 400 milyon civarında olduğunu kabul edebiliriz. Bu da her evde ortalama 3 çocuk hesabından 130 milyon ev yapar.

Bu durumda Noel Baba 24 saatte 130 milyon evi, yani saniyede 1.500 evi dolaşmak zorundadır. Noel Baba’nın saniyenin binde birinden daha kısa bir sürede geyikleri çatıya park edip, bacadan girip, hediyeyi bırakıp, yine aynı yoldan evi terk etmesi gerekmektedir.

Evlerin birbirlerinden uzakta hatta ayrı ayrı kıtalarda olduklarını hesaba katıp aralarının ortalama bir kilometre olduğunu kabul ettiğimizde Noel Baba’nın bir günde kat etmesi gereken mesafe 130 milyon kilometre olur ki bu da yolculuğunu saniyede l.500 kilometre hızla yapmasını gerektirir. Bu hız ses hızından 4.500 kat daha yüksektir.

Her bir çocuğa getirdiği hediye, ambalajı ile birlikte bir kilogram olsa Noel Baba’nın toplam hediye ağırlığı 400 bin ton yapar. Dünyanın en büyük transatlantiğinin beş katı olan bu yükü 8 adet ren geyiği çekemez. Her seferinde 2 ton taşısalar bir günde 200 bin kere ana depoya gidip gelmeleri gerekir. İşte burada hesaplar karışıyor. Noel Baba’nın yolculuğunu neredeyse ışık hızına yakın bir hızla yapması gerekiyor. Ama unutmayalım ki hayal gücünün hızı yanında ışık hızı bile hiç kalır.

Noel Baba’nın işi gerçekten çok zor görünüyor. Siz onun bir sene boyunca ortalarda gözükmediğine bakmayın. O sırada Kuzey Kutbu’nda yaşadığı Kahkaha Vadisi’nde, yardımcıları, cinleri, perileri, çocukları ve sevgili eşi ile birlikte, yıl boyunca harıl harıl çalışarak Noel’de çocuklara dağıtacağı hediyeleri üretir. Ren geyikleri de dinlenip bu zorlu yolculuk için güç toplarlar.

Çivi Üstünde Yatmak

13 Ocak 2011 Yazan  
Kategori Genel Kültür

Aslında hiçbir çivinin ucu tam olarak sivri değildir. İmal ediliş tekniği bakımından da bu mümkün değildir. Belki gözle pek fark edilemez ama büyüteçle bakıldığında sivri uçta imal sırasındaki kesilme yeri olan minik düzlük görülebilir. Tabii bu, çivinin tahtaya, tuğlaya girmesine mani teşkil etmez ama kafasına çekiçle kuvvetlice vurmak şartıyla. Yoksa elle iterek veya zayıf bir kuvvet uygulayarak bir çiviyi hiçbir yere sokamazsınız.

Eğer bir çiviyi elinize alır, sivri ucuna parmağınızla hafifçe bastırırsanız parmağınızı delmediğini göreceksiniz. Siz parmağınızla çiviye bir itme kuvveti uygularken aksini de parmağınıza çivi uygular ama bu derinizi delecek güçte bir kuvvet değildir.

Şimdi iki ayrı parmağınızla, iki ayrı çiviye öncekinin iki misli kuvvetle bastırın. Uyguladığınız kuvvet iki parmağınıza bölünecek, her bir çiviye olan itme gücü yine aynı olacak dolayısıyla çiviler parmak derinizi yine delemeyeceklerdir.

Eğer 100 adet çivi üzerine yatarsanız, vücudunuzun ağırlığı bu 100 çiviye bölüneceğinden, her bir çivi, vücudunuzun 100 farklı noktasına parmağınıza yaptığından daha fazla bir aksi kuvvet uygulayamayacak, sonuçta yine derimizi delemeyecektir.

Çivilerden yapılmış bir yatağın üstüne yatmanın teknik olarak izahı budur. Hatta çivi sayısı ne kadar çok olursa tehlike o kadar azalır. Yeter ki vücut ağırlığı ile çivi sayısını ayarlayın, vücut ağırlığınız çiviler üzerine olduğunca eşit gelecek şekilde yatın. Çiviler iz bırakabilirler ama delip geçemezler, çok acı da vermezler.

Aslında çok gizemli gibi görünen, seyredenleri şaşırtan ve heyecanlandıran, manevi duygularla ilişkili olduğu imajı verilen bu gibi birçok gösterinin arkasında küçük teknik hileler yatar. Ne var ki bu hileleri yapmada bile ön hazırlıklar, bilinçli ve dikkatli uygulamalar gerekir. Sakın bunu evde denemeyin!

Nikotin

08 Ocak 2011 Yazan  
Kategori Genel Kültür

Kimyasal Özellikleri ve Elde Ediliş Biçimleri
Tütün ürünlerinden sigara, puro vb. biri olan ve 4000’den fazla kimyasal madde içeren nikotin, beyinde faaliyeti olan temel bir tütün öğesidir. Koklanarak burundan çekilen ya da çiğnenen dumansız tütünler de nikotin kadar yüksek düzeyde toksit-zehir içerir. Doğal bir şekilde oluşan renksiz sıvı olan nikotin, yakıldığı zaman kahverengiye dönüşür, ve havayla karıştığında da tütün kokusu kazanır. 1800’lerin başlarında tanımlanan ve yoğun bir şekilde üzerinde çalışılan nikotinin, beyin ve vücut üzerinde, bir kısmı da tespit edilemeyen kompleks bir takım etkileri vardır.
Marketlerde satılan sigaraların 10 mg. veya daha fazlası nikotin içermektedir. Sigara içe çekerek içildiğinde, bir kullanıcı her bir sigarada ortalama 1 ila 2 mg kadar nikotin almış oluyor demektir.
Nikotin deri, ağzın içini kaplayan mucosal ve burun veya içe çekilmesiyle ciğerler tarafından absorbe edilir. Nasıl alındığına bağlı olarak nikotin kan dolaşımında ve beyinde hızlı bir şekilde en yüksek noktasına ulaşabilir. Örneğin sigara içmede, içe çekmenin 10 saniye içinde beyne varması, nikotinin bedende baştan sona kadar hızla dağılmasıyla sonuçlanır.
Her yıl 35 milyon insan bırakmaya teşebbüs ediyor ancak çoğu bırakma çabasından birkaç gün sonra yeniden kullanmaya başlıyor.
Günde yaklaşık yarım paket içen bir insan her gün beynine 300 nikotin vuruşu gönderiyor demektir.

Etkileri
Sigaranın etkileri, ne kadar içildiğine, ne kadar süredir kullanıldığına, ne kadar güçlü ve ne tür tütün kullandığına, ne kadar derin içine çektiğine, sağlığının nasıl olduğuna ve kişinin ailesinde belli hastalıkların olup olmadığına bağlı olarak değişmektedir.
İçer içmez ortaya çıkabilecek etkileri kalp atışının hızlanması, kan basıncının artması, midenin asit üretmesi, böbreklerin az idrar üretmesi, beynin ve sinir sisteminin hızlı çalışması sonra yavaşlaması, iştahsızlık, koku ve tat alma duyularının zayıflaması, akciğerlerdeki küçük saç benzeri liflerin ve havayollarının uygun çalışmaması, el ve ayak parmaklarına kan akışının zayıflamasıdır.
Ayrıca; midenin bozulması, gözlerin sulanması, baş dönmeleri da yaşanabilir.

Uzun süreli etkileri
Eğer bir kişi uzun bir süreden beri içiyorsa; sık sık nefessiz kalmak ve öksürmek, dişlerin ve parmakların lekelenmesi, daha kırışık ve kuru bir ciltle daha yaşlı gözükmesi, sigara içmeyen birine göre daha zor hamile kalmak.
Uzun süre içmekten dolayı ortaya çıkan hastalıklar ise şöyle sıralanabilir: Özellikle ciğerlerdeki ve kalpteki kan damarlarının daralması ve kalınlaşması, solunumla ilgili enfeksiyonlar; üşütme, kronik bronşit veya zatürree, astımın artması, mide ülseri, akciğere kan akışının azalmasından dolayı damar hastalıkları, kalp krizi ve kalp ile ilgili hastalıklar, akciğer, böbrek, pankreas, gırtlak, mesane,rahim, mide kanseri.
Hamilelik döneminde sigara içilmesi sonucunda alınan karbon monoksit ve yüksek düzeyde nikotin, fetusun oksijen almasını engeller. Nikotin plesantaya geçer ve nikotin konsantrasyonu annedeki seviyeden % 15 daha fazla seviyededir. Nikotin, fetusun kanında, amniyotik sıvıda ve anne sütünde yoğunlaşır. Bu faktörlerin bir araya gelmesi, hamilelikte sigara içen annelerin çocuklarında yaygın olarak görülen düşük doğum kilosu ve gelişim gecikmelerini açıklamaktadır.
“Pasif içici”, sigara kullanmayan biri sigara içen birinin sigara dumanını soluduğunda olur. İçmeseler bile pasif içiciler de akciğer kanseri olabilmektedirler. Pasif içici olmanın etkileri; sigara içilen ortamda ne kadar zaman geçirdiğine, odada ne kadar temiz hava olduğuna (havalandırma), ne kadar sigara içildiğine bağlıdır.

Entoksikasyon
Yüksek miktarlarda nikotin alınması (örneğin bazı böcek öldürücü spreylerde bulunabilir) aşırı miktarda toksit etkisine sahiptir ve kişide kusmaya, titremeye, kıvranmaya, sarsılmaya yol açabilir.

Yoksunluk belirtileri
Nikotin alımının durdurulması bir veya daha fazla sürede sonlanabilecek bir yoksunluk sendromuna yol açar. İrrite olma, zihinsel ve dikkatle ilgili süreçlerde rahatsızlıklar, uyku bozuklukları, iştah artması ve tekrar kullanmak için aşırı istek duyma olarak sıralanabilir. Aşırı derecede tütün için istek duyma, 6 ay veya daha fazla sürebilir

Tarihimizden sayfalar ;

08 Ocak 2011 Yazan  
Kategori Genel Kültür

Osmanlı içtimai yapısı üzerine uzman olan Erlanyen Üniversitesi profesörlerinden Hutterrohta :

“Osmanlı Devleti, geniş topraklarını ve üzerindeki çeşitli kavimleri, Topkapı Sarayı’ndan mükemmel bir şekilde idare ediyordu. O saray da batıdaki en mütevazı bir derebeyinin sarayı kadar bile büyük değildi. Bu nasıl olur?”
diye sorulduğunda, Profesör Hutterroht;

“Sırrını çözebilmiş değilim. 16. asırda Filistin’in sosyal yapısı üzerinde çalışırken öyle kayıtlar gördüm ki hayretler içinde kaldım. Osmanlı, üç yıl sonra bir köyden geçecek askeri birliğin öyle yemeğinden sonra yiyeceği üzümün nereden geleceğini planlamıştı. Herhalde Osmanlı, devlet olarak insanlığın en muhteşem harikasıdır” diye cevap vermiştir.

Güneş Ne Kadar Sıcaktır?

08 Ocak 2011 Yazan  
Kategori Genel Kültür

Güneş, Güneş Sistemi’ndeki en büyük gök cismidir. Çok sıcak ve yanmakta olan bazı gazlardan oluşur. Bu nedenle, yüzeyinde her saniyede milyonlarca atom bombası patlamasına eşit güçte patlamalar olur. Bu patlamalarda boyu Dünya’mızın büyüklüğünün 40-50 katı olan alevler fışkırır.
Ateşten bir topa benzeyen Güneş, yüzeyinden çok büyük bir ısı ve ışık yayar. Eğer, Güneş olmasaydı, her zaman gece olurdu ve her yer buzla kaplı olurdu. En önemlisi Dünya’da yaşam yani biz olamazdık. Güneş’in sıcaklığı 6000 derece dış yüzeyinde, içindeki sıcaklık ise 12 milyon derecedir.

Ay’a Ayak Basan İkinci İnsan Kimdi?

08 Ocak 2011 Yazan  
Kategori Genel Kültür

Ay’a ayak basan ikinci insan Edwin “Buzz” Aldrin. Apollo 11 uzay aracı ile 20 Temmuz 1969 tarihinde Ay’a ayak basan ilk insan ise Neil Armstrong’dur. Neil Armstrong’un Ay’a ayak basmak ile ilgili olarak söylediği “Benim için ufak bir adım, fakat insanlık için büyük bir adımdır. ” sözü, 20. yüzyılın en önemli sözleri arasındadır.

İzmir’le İlgili Bilgi

08 Ocak 2011 Yazan  
Kategori Genel Kültür

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?
. İzmir’in en az 5000 yıllık bir tarihe sahip olduğunu,
. Iliada ve Odysseus”un yazarı Homeros’un İzmir’li olduğunu,
. İncil’de sözü edilen “Yedi Kilise”den üçünün İzmir ili sınırları içinde olduğunu,
. Dünyanın Yedi Harikasından biri olan Artemis Tapınağı’nın Selçuk’ta olduğunu,.
. Parşömen kağıdının Bergama’da keşfedildiğini,
. Eski dönemlerde Foçalıların 50 kürekli ve 500 yolcu taşıyan tekneler inşaa ettiklerini,
. Eski Foçalıların Batı Akdeniz’de bir çok koloni kurduklarını, bunlardan bazılarının İtalya’da”Velia”, İspanya’da “Ampurias” ve Fransa’da “Marsilya” olduğunu,
. Tanrıça Athena adına inşa edilen ilk tapınağın İzmir’de inşaa edildiğini,
. Filozof ve şair olan Xenophanes’in İ.Ö. 6. yy’da Kolofon’da yaşadığını,
. “Bir nehirde iki kez yıkanılmaz” diyerek her şeyin değiştiğini söyleyen ünlü filozof Heraklit’in (İ.Ö 540-480) Efes’te yaşadığını
. Filozof Anaxagoras’ın (500-428 B.C) Clazomenae’de, (bugünkü Urla) yaşadığını,
. Eski çağın ünlü hekimi Galen’in (131-210.İ.S.) Bergama’da yaşadığını,
. Meryemana için yapılan ilk kilisenin Efes’te olduğunu,
. İncil’in dört yazarından biri olan St. John’un Selçuk’ta öldüğü ve burada gömüldüğünü,
. Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın 188 yılının kışını Antonious ile birlikte Efes’te geçirdiğini,
. Fransız yazar ve şairlerden Lamartine, Chateubriand, Theophile Gautier, and Gustave Flaubert’in İzmir’i ziyaret ettiklerini,
. Papa VI. Paul’un 1967 ve Papa II. John’un 1979 yılında Meryemana Evini ziyaret ettiklerini,
. Uluslararası “İzmir Festivali” kapsamında Ray Charles, Paco De Lucia, Joan Baez, Martha Graham Dance Company, Tanita Tikaram, Jethro Tull, Leningrad Philarmony Orchestra, Christ De Burg, Sting, Moscow State Philarmony Orchestra, Julio Iglesias, Jan Garbarek, Red Army Chorus, Academy of St. Martin in the Field, Kodo, Chick Corea, New York City Ballet, Nigel Kennedy, Brayn Adams, Elton John ve James Brown’un İzmir’e geldiklerini,
. Ünlü şarkıcı Dario Moreno’nun Izmir’de yaşadığını,
. Bademler köyünün Türkiye’de tiyatroya sahip ilk ve tek köy olduğunu biliyor muydunuz?

S.O.S Çağrısı

08 Ocak 2011 Yazan  
Kategori Genel Kültür

İmdat çağrısı “S.O.S”, sanılanın aksine ”save our ship”, ”save our soul”, ”stop other signals” in kısaltılmışı değil. Bunların hiçbiri değildir.
Tamamen telgraf zamanından kalma mors alfabesiyle ilgilidir.İmdat çağrısının kolay akılda tutulabilmesi için 1908 de üç çizgi, üç nokta, üç çizgi olan S.O.S seçildi.

Dünyanın İlk Yerleşim Yeri

08 Ocak 2011 Yazan  
Kategori Genel Kültür

Dünyanın ilk yerleşim yeri, yani ilk şehri Çatalhöyük’tür.(Çumra/KONYA)

Biber

08 Ocak 2011 Yazan  
Kategori Genel Kültür

Biber neden acıdır?
Biber acı değildir. Acı, tatlının tersidir ve acıya örnek olarak greyfurdun tadı gösterilebilir. Biber acı değil yakıcıdır. Bunun tersi ise serinletici olup, buna da örnek olarak nane veya mentol gösterilebilir. Biberin yakıcılığı içinde bulunan kapsaisin adı verilen bir tür bileşikten kaynaklanır. Bu maddenin büyük bir kısmı, biberin etli kısmında ve tohumlarında bulunur. Bu nedenle ucu pek yakıcı olmayan biberin yenildikçe acılığı daha çok hissedilir.
Yakıcı biberler koyu renkli ve çok sivri uçludur. Biberden ağzımız yanınca çoğumuz hemen su içeriz ve bir işe yaramadığını görürüz. Sebebi basit: yağ ve su kesinlikle birbirine karışmaz. Biberlerin yakıcılık veren maddesi yağlı olduğu için, ne kadar su içerseniz için onunla birleşmez. En iyi metot ekmek yemektir. Ekmek bu yağı soğurur ve mideye taşır.

Sonraki yazılar »