Hasankey görülmeye değer
26 Temmuz 2011 Yazan YakIsIkLI
Kategori Genel, Kültür & Sanat
Batman’ın Hasankeyf İlçesi’nden geçen Dicle Nehri kenarında Japon bilim adamlarının yaptığı kazıda neolitik döneme ait yaban geyiklerine ait boynuz ve yerleşim yeri izlerine rastlandı. Hasankeyf Kazı Başkanı Prof. Dr. Abdüsselam Uluçam başkanlığında Hasankeyf’e 700 metre mesafedeki Dicle nehri kenarında ki höyükte yapılan kazılarda M. Ö dönemkine ait 9500 yıl öncesine hayvan kemikleri ve yerleşim yerine rastlandı.
Ilısu barajı tehdidi altında olan tarihi Hasanakeyf’te yaklaşık 10 bin yıl öncesine ait yaban geyikleri boynuzu ve yerleşim izlerine rastlandı. Hasankeyf kazılarından sorumlu Prof. Dr. Abdüsselam Uluçam, ilçe merkezine 700 metre mesafede bu yıl kazı çalışması yaptıklarını belirterek, “Hasankeyf’in yerleşim alanı olarak Ortaçağ bölgesinde kazılacak kamu alanı kalmadığı için bu sene Hasankeyf’e 700 metre uzaklıkta iki yerde kazı yapıyoruz.
Bunlardan biri Süryanilere ait kilise bulduğumuz için Süryani yerleşim alanı dedik. Hemen aşağısında ise Hasankeyf höyüğünde kazı çalışmaları sürüyor. Höyük kazıları Japonya’dan 17 bilim adamı tarafından kazılıyor. Süryani kilisesi alanında ise Batman Üniversitesi öğrencileri kazı yapmakta. Temmuz sonu itibarıyla kazı çalışmaları sona erecek. Bu arada kazı çalışmalarında çok sayıda hayvan kemiklerine rastlandı. Bu yabani hayvanlarla ilgili kemiklerin ne olduğu konusunda araştırmalar sürüyor. Kazılarda çıkan buluntuları depolarımızda birleştirerek müzelere göndereceğiz” dedi.
Ayrıca Yavuz Sultan Selim dönemine ait Osmanlı kitabelerinin de bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Uluçam, “1517 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından yapılan Osmanlı dönemine ait camide Osmanlıca yazılı kitabede bulundu. Osmanlıca yazılmış, yani Türkçe bir kitabe de bulundu. Hasankeyf höyüğünde 2009 yılında kazı çalışmalarına başladık ancak Tsukuba Üniversitesi’nden Doç. Dr. Yutaka Miyake başkanlığında 7 kişilik Japon bilim adamlarının yürüttüğü bir kazı çalışması daha yapılıyor.
Burası Hasankeyf’in 9500 yıl önce neolitik döneminde yaşandığını net bulgularla, gerek hayvan kemikleri, gerekse o dönemin evlerin yapı biçimleriyle, ilk defa verilere dayalı olarak kanıtlandı. Neolitik dönem yani Anadolu’daki Çatalhöyük’ün çağdışı bir yerleşim alanı olduğunu gördük. Biz arkeolojide kesin tarihe, bulguya dayalı konuşuyoruz. Bu höyükte hayvan kemikleri, hepsi av hayvanı ve evlerin basit şekillenmesiyle de 9500 yılına ait olduğunu neolitik yerleşim alanı olduğunu belgeledik.
17 JAPON HÖYÜK KAZILARINDA
Batman’ın Hasankeyf ilçesi Dicle nehri kenarındaki ‘Hasankeyf Höyüğü’nde kazı çalışması yapan Japonya Tsukuba Üniversitesi’nden Doç. Dr. Yutaka Miyake başkanlığında 17 Japon bilim adamı kazı çalışmalarını sürdürüyor. Höyükte Neolitik dönemine ait geyik boynuzları ve yerleşim alanına raslandığını belirten Doç. Dr. Yutaka Miyake, “Hasankeyf höyüğünde çok sayıda yuvarlak yada şöbe biçimli yapı kalıntılarına rastlandı.
Yapı kalıntılarının yuvarlak olması, bir dönemin paleolitik Çağ sonu yada Neolitik Çağ başlarına ait olduğunu göstermektedir. Burada üç döneme ait bulgular var. En üstü Helenistik, ondan sonra Demirçağ var. Esas bulgular neolitik tabakalar daha fazladır. Tarih olarak Neolitiğin başında gösteriyor. Burada elde ettiğimiz bulgulara göre M. Ö. 9500 yıllarına ait olabileceğini düşünüyoruz. Bu dönemde henüz tarıma alınmış bitkilere, nede evcilleştirilmiş hayvanlara rastlanmamıştır” şeklinde konuştu.
Çocuklar Karagöz-Hacivat İzledi
26 Temmuz 2011 Yazan YakIsIkLI
Kategori Genel, Kültür & Sanat
Ada Alışveriş Merkezi (Ada AVM) ‘Karagöz ve Hacivat’ı çocuklarda buluşturdu.
İstanbul Üniversitesi’nin (İTÜ) İlker Girgin, Durmuş Çetin, Elifnur Özdemir, Mücahit Demir ve Yaren Çetin’den oluşan tiyatro ekibi Oyuncuları, çocuklar için ‘Karagöz ve Hacivat’ Oyununu sergiledi.
İTÜ Oyuncuları, çocukların zararlı alışkanlıklardan uzak durmaları konusunda eğitici bilgileri de Oyun içerisine serpiştirerek verdi.
Roberto Bolle Türkiyede
14 Temmuz 2011 Yazan YakIsIkLI
Kategori Genel, Kültür & Sanat
Bale dünyasının en ünlü erkek sanatçısı Roberto Bolle, “Roberto Bolle and Friends” gösterisiyle, 20-21 Temmuz tarihlerinde ilk kez İstanbullu sanatseverlerle bir araya gelecek. Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda gerçekleştirilecek gösteride Bolle’ye Avrupa’nın en önemli bale topluluklarından 10 dansçı eşlik edecek.
Dünyaca ünlü bale sanatçısı Rudolf Nureyev tarafından 14 yaşındayken keşfedilen Bolle, şimdilerde La Scala Tiyatrosu’nda konuk baş sanatçı ve New York Amerikan Bale Tiyatrosu’nda baş dansçı olarak sahne alıyor.
Tüm dünyada en prestijli bale topluluklarının gösterilerinde klasik ve modern rollerde performans sergileyen Bolle, daha önce Kraliçe II. Elizabeth, Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin ve Papa II. John Paul gibi isimlerin şerefine de dans etti.
1999 yılında UNICEF tarafından “İyi Niyet Elçisi” olarak atanan Bolle, 2009 yılında Davos Dünya Ekonomik Forumu’nda “Genç Global Lider” ödülü için aday gösterildi.
Çanakkale Ruhunu Silifke’de canlandırdılar
13 Temmuz 2011 Yazan YakIsIkLI
Kategori Genel, Kültür & Sanat
Mersin’in Silifke ilçesinde GÜLCE-DER, “Çanakkale Zaferi’nin 96. Yıldönümü Kutlamaları Kapsamında Hikâyelerle, Türkülerle Çanakkale programı düzenledi.
Samanyolu Televizyonu’nun ilgiyle izlenen Tek Türkiye dizisinin müziklerini seslendiren ünlü sanatçı Gökmen söylediği kahramanlık türküleriyle ve aynı dizide muhtar rolünde oynayan Devlet Tiyatrosu sanatçılarından Sabri Özmener’in ise seslendirdiği Kınalı kuzuların hayat hikâyeleri etkinliğe katılanlara Çanakkale Geçilmez ruhunu bir kez daha yaşattı.
Mersin’in Silifke ilçesinde Gülce Bayanlar Sağlık Eğitim ve Kültür Derneği (Gülce-Der), “Çanakkale Zaferi’nin 96. yıldönümü kutlamaları kapsamında Hikâyelerle, Türkülerle Çanakkale programı düzenledi.
Belediye Kültür Merkezinde gerçekleştirilen etkinliğe konuklar büyük ilgi gösterdiler. Çanakkale ruhunu arayan misafirler salona sığmadı, yaklaşık 1 saat 45 dakika süren programı ayakta izlemek zorunda kaldılar.
Etkinlikte, Çanakkale’yi geçeceğiz diyen güçlere, sanatçı Özmener’in okuduğu Çanakkale geçilmez diyen Kınalı kuzuların hayat hikâyelerini günümüze taşıyan mana yüklü şiirleri, o günü yaşıyormuşçasına hissederek okuması, Halk müziğinin genç ve güçlü sesi ünlü türkücü Gökmen’in kahramanlık türkülerini okurken salonda duygusal anlar yaşandı.
Ezgileriyle seyredenlerin gözlerini yaşartan Türkü sanatçısı Gökmen, sazıyla, sözüyle ve ekibiyle Çanakkale’de yaşanan destansı hatıraları ile bütünleşmesi izleyenleri hem coştururdu ve hem de hüzünlendirdi.
İbrahim Tatlıses, Zara, Ceylan, İbrahim Erkal gibi birçok ünlü sanatçının vokalistliğini, Samanyolu Televizyonu Tek Türkiye, Ölümsüz Kahramanlar dizilerinin müziğini yapan, besteleriyle ve “Sezgiler”, “Gönül Dostu Arzuladı”, “Gurbet” albümleri ile adından sık sık söz ettiren türkü dostu Gökmen’in ses sanatçılığını yaptığı “Hikâyelerle, Türkülerle Çanakkale” programı adeta nefes kesti.
Samanyolu Televizyonu’nun sevilen dizisi Tek Türkiye’nin müziklerini seslendiren ünlü sanatçı Gökmen’in istek üzerine okuduğu Hasret türküsü programı izleyen konuklarda yer yer gözyaşlarını tutamadığı görüldü
kültür ve sanat dalında bilmediklerimiz (önemli)
13 Temmuz 2011 Yazan YakIsIkLI
Kategori Genel, Kültür & Sanat
Türk Müziğinin önemli bestecilerinden olan Sadeddin Arel, tam 109 adet saz semaisi besteleyerek bütün Türk Musikisi tarihinde kırılmayacak bir rekorun hala sahibidir.
Bugün paha biçilemeyen Leonardo da Vinci’nin Mona Lisa isimli tablosuna en son 1962 yılında 100 milyon dolar önerilmiştir.
Ünlü yazar Dean R. Koontz’un adındaki R harfi, Ray’in kısaltılmışdır.
Pablo Picasso, parasızlık çektiği gençlik günlerinde, kendi resimlerini yakarak ısınırdı.
Virginia Woolf kitaplarının çoğunu ayakta yazmıştır. ( 651 )
• Mary Shelly unutulmaz eseri Frankenstein’ı yazdığında 19 yaşındaydı.
Sema ile Klasik müziğin buluşması
07 Temmuz 2011 Yazan YakIsIkLI
Kategori Genel, Kültür & Sanat
Yüzyıllardır yapılan geleneksel semanın yaylı çalgılar orkestrasıyla buluştuğu, Mevlevi ayininin dünyadaki tek ”çok sesli” örneği olan ”Senfonik Sema”, Türkiye’nin ardından yurt dışındaki sanatseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor.
Göçmen Senfoni Orkestrası şefi ve besteci Musa Göçmen, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde beğeniye sunulan ve büyük ilgi gören gösterisiyle, Asya, Avrupa ve Amerika turnesine çıkmak için gün sayıyor.
AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Musa Göçmen, ”Senfonik Sema”nın, tasavvuf ve klasik batı müziğinin bir araya geldiği bir gösteri olduğunu söyledi.
Senfonik Sema’nın çok büyük bir buluşma olduğunu belirten Göçmen, şöyle devam etti:
”İki öz ve rafine olmuş kültürün buluşması. Türk musikisinde Mevlevi ayinleri var. Bu ayinler, Türk musikisinin yarattığı en mükemmel ve en büyük formlar. Hatta besteciler, belli olgunluğa geldikten sonra Mevlevi ayini yazıyor. Yani batıdaki senfoninin karşılığı aslında. Orkestra ve çok sesli müzik ise batı kültürünün yarattığı en rafine sanatlardan biri. Senfonik Sema, bu ikisini nasıl buluşturabilirim fikrinden yola çıkan bir eser. İki üst düzey kültürü, ikisine de sadık kalarak, değerlerini ve ritüellerini tam olarak yerine getirerek hazırlanmış bir eser.”
Gösterinin, Mevlevi ayininin tüm ritüelleriyle ”çok seslendirilmiş” hali olduğunu ifade eden Göçmen, ”Sahnede bir yaylı çalgılar çok sesli orkestrası, bunun yanında tasavvuf orkestrası var, ayinhan korosu var. Neyler, semazenler, dede var. Yani Mevlevi ayini üzerine büyük bir orkestrayı adapte ettik” dedi.
Ortaya çok değişik bir müziğin çıktığını belirten Göçmen, ”Çünkü Türk musikisi, makamsal özelliklerinden dolayı aslında Batı müziğiyle pek uyum göstermez. Ancak eseri öyle bir formülle yazdım ki bir tarafta makamsal müzik çalınırken onun üzerine çok sesli müzik çalınıyor ve hiçbir şekilde çakışma olmuyor” diye konuştu.
”DİNLEYEN BİRİSİNİN TEPKİ GÖSTERMESİ MÜMKÜN DEĞİL”
Eseri ilk kez Mevlana’nın doğumunun 800. yılı dolayısıyla Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle Antalya Senfoni Orkestrası ve Konya Tasavvuf Müziği Topluluğu ile sahnelediklerini bildiren Göçmen, gösteriyi bu yıl özel bir prodüksiyon haline getirdiklerini, en son gösterilerini de Bilkent Konser Salonu’nda yaptıklarını söyledi.
Tasavvuf ve klasik batı müziğinin birleştiği gösteriyle ilgili olumlu tepkiler aldıklarını anlatan Göçmen, ”İnsanlar ‘Mevlevi ayini bozulmasın’ gibi düşüncelerle dahi gelse, bu önyargısı ilk 10 dakikada siliniyor. Çünkü eser büyük bir aşk teması, büyük bir sevgi çağrısı içeriyor. Bir de bu çok sesli müziğin gücüyle birleşince ortaya inanılmaz bir etki çıkıyor. Sizi öyle bir içine alıyor ki önyargı kalmıyor, o güzelliğe kendinizi kaptırıyorsunuz. Dinleyen birisinin tepki göstermesi mümkün değil” sözleriyle düşüncelerini dile getirdi.
Sema gösterisinin her ritmin üzerine yapılamayacağını vurgulayan Göçmen, ”Sema, sadece sema için yazılmış özel müzikle yapılır. Senfonik sema da bunun için yazılmış özel bir çok sesli müzik. Bir ilahinin, bir parçanın, bir ritmin üzerine sema yapmak benim de desteklemediğim bir şey. Her yerde gösteri amaçlı yapılmasını sevmiyorum. Bunun zikir olduğunu düşünüyorum. Tüm ritüelleri gerçekleştirilerek yapılmalı” dedi.
TÜRKİYE’NİN ARDINDAN YURT DIŞI TURNESİ
Göçmen, gösteri için yurt dışından teklifler aldıklarını ancak temmuz ve ramazan ayı olması nedeniyle ağustosu Türkiye’deki performanslara ayırdıklarını belirtti.
İstanbul, Ankara, Bursa, Zonguldak, Gaziantep, Antalya ve İzmir’den gelen teklifleri değerlendirdiklerini anlatan Göçmen, kıstaslarının ise bir ilde çok gösteriden öte farklı kentlerde mümkün olduğu kadar çok kişiye ulaşmak olduğunu bildirdi.
Türkiye turnesinin ardından eylül, ekim aylarında yurt dışı turnesine başlayacaklarını dile getiren Göçmen, ”İlk olarak Asya turnemiz olacak. Turneye Bişkek’ten başlayacağız, oradan döndükten sonra Bulgaristan ve Polonya ile başlayacak bir Avrupa turnesine çıkacağız. Avrupa’nın ardından başta Boston ve New York olmak üzere Amerika’ya gideceğiz, burada 8 gösteri yapmayı planlıyoruz” diye konuştu.
HEDEFİ VATİKAN’DA GÖSTERİ…
Projenin bir misyon üstlendiğini, ticari olmaktan öte bütün kazanımları projeye harcadıklarını ifade eden Göçmen, şunları kaydetti:
”Bu her yere yayılsın, herkes hayatında en az bir kez gösteriyi izlesin istiyoruz. Çünkü içinde Mevlana’nın çağrısı, uluslararası sanatın etkisi var. Çok büyük bir eser. Ama en uç noktadaki amacımız, bu gösteri öyle bir buluşma içeriyor ki Vatikan’da bir performans çığır açar diye düşünüyorum.
Eser, evrensel müzik formatında yazıldı. Yani dünyanın her yerinde görücüye çıkabilir. Notaları, oradaki orkestra rahatlıkla seslendirebilir. Zaten turnelerimiz de bu şekilde, gittiğimiz yerin orkestrası, bizim semazenlerimiz ve tasavvufumuz. Biz yıllarca batı çok sesli müziğinin ayinlerini zaten operalarda seslendirdik. Artık bizim de ayinimiz her yerde seslendirilecek duruma geliyor.”
Göçmen, 38 kişiyle sahneye çıktıklarını, bazı gösterilerde bunu 60-70 kişiye çıkarabildiklerini sözlerine ekledi.
İran’da mücadeleyi kadınlar veriyor
07 Temmuz 2011 Yazan YakIsIkLI
Kategori Genel, Kültür & Sanat
Cuma günü vizyona giren ve ilgilye karşılanan, 2011 Berlin Altın Ayı ödüllü Bir Ayrılık filminin yönetmeni Aşgar Farhadi:
61. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı alan Aşgar Farhadi’nin yönettiğiBir Ayrılık geçtiğimiz cuma günü ülkemizde vizyona girdi. İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen film, Berlin Film Festivali tarihinde büyük ödül alan ilk İran filmi olarak tarihe geçmişti. Filmde Farhadi, bir ayrılık hikayesinden yola çıkarak, inanç ve sınıfsal farklar üzerinden insanlık hallerini anlatıyor. Filmin başarısında oyuncuların da büyük payı var. Zaten Berlin’de Bir Ayrılık, Altın Ayı’nın yanında en iyi kadın ve en iyi erkek oyuncu ödüllerini kazanarak bu alandaki başarısını da kanıtlamıştı. Filmin yönetmeni Farhadi, pearlanddean.blogspot. com’da yayınlanan bir söyleşisinde İran’da hakları elinden alınan kadınların mücadelesini ve filmlerinde neden kadınların ‘itici güç’ olduğunu anlattı.
- Bu filmi yapmaya nasıl karar verdiniz? Fikir nasıl ortaya çıktı? - Berlin’de geçecek bir senaryo üzerine çalışırken, bir akşam arkadaşımın evinin mutfağında bir İran şarkısı duydum. Birden gözlerimin önüne bazı görüntüler, hatıralar geldi. Onlardan kurtulmak istedim ama başaramadım; kök salmışlardı. Sonunda mücadele etmekten vazgeçtim. Yeni bir hikaye yazmaya karar verdim. Yani Bir Ayrılık filminin, Berlin’de bir mutfakta ortaya çıktığını söyleyebilirim.
- Hikayenizde sadece ‘ayrılık’ mı var? - İzleyiciler için niyetimin ne olduğunun çok önemli olduğunu düşünmüyorum. Sinema salonunu, zihinlerindeki sorularla terketmelerini isterim. Dünyanın cevaplardan çok sorulara ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Cevaplar sizi sorgulamaktan, düşünmekten alıkoyar. Açılış sahnesinden itibaran bunu kurgulamaya çalıştım. Filmin ilk sorusu, İranlı bir çocuğun kendi ülkesinde mi yoksa yurtdışında mı daha rahat bir geleceğe kavuşacağıydı. Filmde buna verilen bir cevap yok. Temennim, filmimin kendiniz bu tür sorular sordurması.
- İran kültürüne hakim olmanın, filmi anlamak için gerekli olduğunu düşünüyor musnuz? - İranlılar için filmle ilişki kurmak daha kolay olacaktır. Konuşulan dili bilmek, içeriği ve sosyal altyapıyı anlamak tabii ki daha kolay bir yorumlama sağlayacaktır. Yine de hikayenin merkezinde evli bir çift var. Evlilik, çağa ya da topluma bağlı olmayan bir ilişki çeşididir. Ve insan ilişkileri belirli bir yere ve kültüre özgü değildir. Yani film, coğrafi ya da kültürel sınırların ötesinde daha geniş bir kitleye ulaşıyor. KÜLTÜR SANAT SERVİSİ
- İran’da mücadeleyi kadınlar veriyor
İzzet Çapa, 9′u 5 geçe çıkmam!
07 Temmuz 2011 Yazan YakIsIkLI
Kategori Genel, Kültür & Sanat
‘Gece hayatının harika çocuğu’ İzzet Çapa, bir yandan köfte ekmek yedi bir yandan da Elton John konserini izledi. Kulise sızan Çapa, “Saat tam dokuzda sahne almam lazım” diyen Sir John’u ‘Rock’ın gerçek Prens(es)i’ ilan etti
Bir duyuyoruz ki Elton John, İstanbul’da konser verecek. Duymamızla kendimizi taksilere atıp yollara düşmemiz bir oluyor… Yanımda yine bizim çete elemanları, rahmetli Diana’nın dostu İngiliz’i dinlemeye gidiyoruz. Taksi şoförü arkadaş, tabii bizim az sonra ne dinleyeceğimizden habersiz, aracın radyosunda avaz avaz Orhan Gencebay çalmakta. Girişte Maçka Küçükçiftlik parkının duvarına işlenmiş olan Zeki Müren graffitisini görünce aklıma şu soru geliyor:
“Zeki Müren mi Türkler’in Elton John’u, yoksa Elton John mu İngilizler’in Zeki Müren’i?” Tabii bizim Sarp, her zamanki bilmişliği ile atılıyor: “Hepsinin babası Liberace’dir!” Yok ya! “Kim kimin akrabası olursa olsun bence hepsinin babası Zeki Müren’dir” diyorum çocuklara… Sonra sanat güneşimizin, duvardaki görüntüsüne takılıyor gözlerim. Bana sanki o da Elton’un gelmesini bekliyor gibi geliyor…
KÖFTE EKMEK İLE ELTON!
Bu arada bir seyyar köfteciden yayılan mis gibi kokuya dayanamıyorum… Elton’ın müziği ile ruhumun doymasından önce karnımın doyması gerektiğini düşünüyorum. Kraliçe’nin önünde şarkı söyleyen Elton John’u köfte ekmekle dinlemek tam bana göre doğrusu! İçeri girdiğimizde fiyonklu, beyaz satenlerle giydirilmiş plastik sandalyeleri görüyoruz. Arkadaşlara diyorum ki, “Konsere değil, Elton John’un düğününe geldik!” Dudaklarıma Ümit Besen’in ‘Nikah Masası’ şarkısını kondurup, ilerliyorum kalabalığa doğru… Sahne, harika bir gece mavisi ile ışıklandırılmış. Her zaman olduğu gibi televizyon kameralarından kaçan ünlülerimiz burada da ‘istemem yan cebime koy’ misali ortalık yerde salınıyorlar. Bu arada MAP İletişim ortaklarından Selim; boynuma bir gazeteci kartı takıyor, kulise doğru yol alıyoruz. Sahnenin arkasında VIP misafirlere servis yapmak için ünlü Çin restoranı Dragon’un çadırında, biberli dana eti ve noodle ikram ediliyor. İlerideki 60 kişilik masa ise Elton John’un ekibine ayrılmış. Selim ile birlikte Elton John’un odasına doğru ilerliyoruz. Saat 9′a beş var… Kapıdaki güvenlik önce “Giremezsiniz Selim Bey” diyor; “En azından İzzet Bey giremez!” Meğer çok gergin anlar yaşıyormuş Elton John, “Saat tam 9′da sahne almam lazım. 9′u beş geçe çıkmam” diye tutturmuş. Buna rağmen Selim ve ortakları, beni fotoğrafçı olarak içeriye alıyorlar. Böylece ‘gazetecilik’ kariyerime fotoğrafçılığı da ekliyorum. Elton ile arkadaşlarımın fotoğraflarını çekiyorum ama makinem BlackBerry! Bu arada, arkadaşım Burak’ın anlattığına göre; VIP girişine Pamela ve Şevket Çoruh yanlarında bir görevli ile gelmişler ama içeri girememişler. Çünkü biletleri VIP değilmiş. Biraz bozulmuş Pamela ve gidip halkın arasına karışmış.
YEDİ GÜLÜN ESRARI…
Dönelim kulise… Sir Elton John’un kulisinin olmazsa olmazı her birinin içinde yedi gül olan yedi vazo. Güllerden ikisi beyaz, beşi kırmızı, hepsinin boyları aynı ve yapraksız. Neden diye düşünüyorum? Yoksa yedi sayısı evrenin sembolü ve talihi simgelediği için mi? Ayrıca kulisinde en az 20 çift ayakkabı ve çok zengin bir gardırobu olduğunu öğreniyoruz.
Bir de tabii, vazgeçemediği çok sayıda gözlükleri… Gerçekten de Elton John alkışlar arasında saat tam 9′da sahneye çıkıyor. Üzerinde kuyruklu siyah ceket, ceketin arkasında pullarla işlenmiş roketin üzerinde uçan kendi resmivar… Herhalde ünlü şarkısı ‘Rocket Man’i simgeliyor. Bana göre siyah pantolonun yanındaki kırmızı şeritler, otel bellboy’unun şeritlerinden farksız. Genelde Armani ve Versace giyen John’a bu kostümü hangi aklı evvel giydirdi diye düşünüyorum… Vokalist kızların bellerine taktıkları ‘liralı Shakira kemerleri’ de görünce, “Bunlar konserden önce hep birlikte Kapalıçarşı’ya mı gittiler acaba” diye düşünüyoruz…
ELTON DA BİZİ BEĞENDİ!
Ama kaç yaşında olursa olsun Elton John, gerçekten rock’ın prens(es)i…. Üstelik dördüncü şarkısına gelene kadar da; gelen diğer ünlüler gibi, “Merhaba İstanbul” yalakalığı yapmıyor! Gerçi üçüncü şarkısında piyano solosu biraz uzayınca, bizim ahali sıkılmaya başlıyor ama Elton öyle bir kreşando ile parçayı bitiriyor ki, alkışlamamak mümkün değil. O da seyirciyi alkışlıyor. Hepimizde bir mutluluk bir neşe; Elton da bizi alkışladı, boru mu? Sonra ünlü şarkısı ‘Rocket Man’e geliyor sıra… Parça hareketli filan ama bitmek bilmiyor. Saat tuttum 8 dakika sürdü. Artık nasıl bir roketse, millet ‘Virgin Galactic’ ile neredeyse 8 dakikada aya gidecek, bizim Elton’ın ‘Rocket Man’i hâlâ yolda…
ALKIŞLAR PİYANİSTE
‘Candle in the Wind’in girişi duyuluyor ve bu romantik şarkı eşliğinde karanlıkta ağır ağır sallanan yüzlerce cep telefonunun ışığına takılıyor gözlerim… Lady Di’nin ölümü sırasında aynı şarkıda sallanan mumlar, zamanla çakmaklara, şimdi de cep telefonlarına dönüşmüş… Ah seni duygu yoksunu, kahrolasıca teknoloji… Bütün bu atmosfere rağmen fazla coşku olmadığını fark ediyorum. Oysa Ferdi Özbeğen’in de söylediği gibi piyanist, ‘alkışlarla yaşamaz mıydı?‘ İzleyicilerin çoğunun “Elton John’u ölmeden önce dünya gözüyle bir kere görelim” diye geldiklerini düşünüyorum bir ara… Bülent Eczacıbaşı ve Serdar Bilgili başta olmak üzere alanı dolduran binlerce kişi, onu ayakta alkışlıyoruz. Ama 2 saat 35 dakikalık performansını mı yoksa yaşayan bir efsaneyi mi, orası tartışılır…
Bingöl Diyarbakır Belediye Başkanı!
07 Temmuz 2011 Yazan YakIsIkLI
Kategori Genel, Kültür & Sanat
Yavuz Bingöl’ün oynadığı Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı’nın Trabzon’a hediye ettiği itfaiye kamyonunda bir aşk alevlenir.
İtfaiye kamyonları bozulan Karadenizli Çayırbağı beldesine Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi bir itfaiye aracı hibe eder. Karadenizli Koşman itfaiye arabasını teslim almak için hayatında ilk kez Diyarbakır’a ayak basar. Koşman, Diyarbakır’ın zenginliğini görür, Diyarbakır’a ve yaşayan halkına olan tüm algısı alt üst olur. Dönüş yolculuğu sırasında yanında gizemli bir misafir, dışarıda olağanüstü bir doğa, önünde uzun bir yol ve sıra dışı bir macera vardır. Aşk, hüzün ve kahkaha dolu 1.200 kilometrelik yolculuk Koşman ve Diyarbakır’dan kendisine katılan Asya’nın bütün hayatını değiştirir.
Yavuz Bingöl’ün oynadığı Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı’nın Trabzon’a hediye ettiği itfaiye kamyonunda bir aşk alevlenir.
1.200 KM BOYUNCA ROMANTİK KOMEDİ
Yangın Var gerçek mekânlarda çekiliyor. Çekimler Diyarbakır’da başladı. Bingöl, Erzurum, Artvin ve Rize’de devam edecek çekimler Ağustos ortasında Trabzon’da sonlanacak. Çekimlerine 1 Temmuz’da başlayan yeni sezonun en iddialı filmlerinden Yangın Var’ın seti ilginç sahnelerle açıldı.
Aralık’ta vizyona girecek film için 1.000′in üzerinde figüran, 100 oyuncu ve 80 kişilik bir yapım ekibi aralıksız çalışıyor. Filmin yönetmen koltuğunda O… Çocukları, 120, Deli Deli Olma, 72. Koğuş gibi seyircinin yoğun ilgi gösterdiği filmleriyle tanınan Murat Saraçoğlu oturuyor.
Başrollerini Osman Sonant ve Nesrin Cavadzade’nin paylaştığı Yangın Var’a aralarında Yavuz Bingöl, Erkan Can, Şerif Sezer, Settar Tanrıöğen, Gaffur Uzuner ve Metin Yıldız gibi ünlü oyuncular eşlik ediyor.
GERÇEK BİR HİKÂYE
Yangın Var gerçek bir hikâyeden esinleniyor. 2010 Mart ayında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, Trabzon’un Çayırbağı Beldesi’ne bir itfaiye aracı hediye eder. Basında çıkan haberlere göre itfaiye aracı defalarca aranmış, yolda rahatsız edilmiştir. Gerçekte Trabzon’da yanlış çıkan bir şüphe üzerine bir kere durdurulmuş, onun dışında çevreden destek görmüştür. Çayırbağı aldığı itfaiyeden, Diyarbakır da hediyesinden dolayı mutludur.
SIRADIŞI SENARYO
Filmin senaryosu Murat Batgi ve Koray Çalışkan tarafından bir yılda yazıldı. Yazarlar Diyarbakır ve Trabzon’da uzun süre araştırma yaptılar. Senaryo ikisi ABD ve İngiltere’de, diğer ikisi Türkiye’de yaşayan dört senaryo doktoru tarafından raporlandı. İtfaiyenin yaptığı yolculuğu üç kere yapan ekip, araştırma aşamasında toplam 7.000 kilometre yol katetti. Bölgeye ilk gidişlerinde havaalanında kapı numaraları ve biletleri karıştı. Trabzon’a diye çıktıkları yolculukta kendilerini Diyarbakır’da buldular.
Senaryodaki tüm diyaloglar Trabzon’un Çayırbağı beldesi ve Diyarbakır’daki gerçek kişilerle yeniden yazıldı. Oyuncular için aksan koçları ile çalışıldı. Film için Nesrin Cavadzade Kürtçe, Serif Sezer Gürcüce, Osman Sonant ise Trabzonlu bir Karadenizli’nin şivesini çalıştı. Şive ve deyişlerin aslına uygun olması için azami dikkat gösterildi.
BÜYÜK PRODÜKSİYON
Türkiye’nin bir itfaiye kamyonunda geçen ilk yol filmi olacak Yangın Var için iki adet büyük itfaiye kamyonu kullanılacak. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin film için tahsis ettiği kamyonlardan biri dış çekimler için hazırlandı. Diğeri İstanbul’dan getirildi. Tamamen soyularak, özel bir tırın çektiği taşıyıcıya yüklendi. Kamyonun çevresine kamera, ışık ve reji ekibinin rahat çalışması için raylar ve çelik barlar döşendi. Güçlü çekicinin motor sesini kesecek panellerle, çekici ile taşıyıcı ayrıldı. Yaklaşık bir hafta süren çalışmalar ses, sanat, reji ve set ekibinin eşgüdümüyle gerçekleştirildi.
YÖNETMEN MURAT SARAÇOĞLU: “YOLLAR DAMAR, İTFAİYE AĞRI KESİCİ”
Yönetmen Murat Saraçoğlu için Yangın Var kariyerinde bir dönüm noktası. Filmleri üç milyonun üzerinde gişe yapan Saraçoğlu, Yangın Var’ın uzun zamandır beklediği film olduğunu belirtiyor: “Ben hiç bir filme bu kadar uzun bir hazırlık döneminden sonra başlamamıştım. Benim de katılımımla defalarca revize edilen senaryo, mekan gezileri, oyuncularla uzun provalar, bir de dünya güzeli Doğu Anadolu’nun yolları damarlarımızsa, bu itfaiye kamyonu bir ağrı kesici, herkesin umudu. Koşman’ın, hepimizin yangınına buz gibi bir su döküyor. Naif ve sempatik Karadenizli Koşman’la eğitimli ve dünya güzeli Asya’nın yolda alevlenen aşkı, bir yangının külünü savuruyor, hepimize umut veriyor. Tek şaka yapmadan bizi kahkahalara boğacak bu iki genç insanın hikayesi hepimizde küçük de olsa bir iz bırakacak”.
ÖDÜLLÜ OYUNCULAR
Osman Sonant, Yangın Var için 10 kilo aldı, günlerce atletiyle güneşlendi. Yeşim Ustaoğlu’nun “Pandora’nın Kutusu” adlı filmindeki performansıyla 16. Altın Koza Film Festivali’nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülünü alan Sonant, Koşman karakterinin tam kendisi için yazıldığını düşünüyor: “Sıradışı bir adam Koşman. Çayırbağı’ndaki gerçek Koşman’la üç gün geçirdim. İçimden bir Koşman çıktı. Gerçekten fekalet tatlı bir adam. Her anından müthiş bir keyif aldığım bir set oluyor.”
Nesrin Cavadzade, Koşman’ın aşık olduğu Asya’yı oyunuyor. Bakü doğumlu oyuncu Rusça, Türkçe, Azerice, İngilizce gibi birçok dili anadili gibi konuşuyor. Bu film için Diyarbakır Türkçesi ve Kürtçesi çalışan Cavadzade bol ödüllü bir oyuncu. Acı ve Dilber’in Sekiz Günü adlı filmlerdeki performansıyla dört En İyi Kadın Oyuncu Ödülü alan sanatçı Asya’ya “bayıldığını” söylüyor. Oyuncu seçmelerine tüm senaryoyu ezberleyerek gelen Cavadzade’ye göre Yangın Var hayatında okuduğu en komik ve romantik senaryo. “Filmin müziklerinin önceden bestelenmesinin oyun konsantrasyonuna ve odaklanmaya çok yardımcı olduğunu” belirten Cavadzade “provalar sırasında film ekibinin dahi yer yer ağladığını ve kahkalarla güldüğünü, bu etkinin ancak böylesine içten bir senaryoyla yaratılabileceğini” ekliyor.
Sevgililer günü kutlamaları Erken tarihe alındı.
06 Şubat 2011 Yazan admin
Kategori Kültür & Sanat
Sevgililer günü 14 Şubatta ama Mevlid kandili denk gelmesi nedediyle,kutlamalar 2 gun oncesine alındı.
Her yıl 14 Şubat’ta kutlanılan Sevgililer Günü, bu yıl 12 Şubat’ta kutlanacak. 14 Şubat Pazartesi gününün aynı zamanda Mevlit Kandili olması nedeniyle, mekanlar Sevgililer Günü konser ve partilerini iki gün öne çektiler. İşte 12 Şubat tarihinde düzenlenecek Sevgililer Günü partileri ve konserleri:
İSTANBUL
• Pop müziğinin ünlü ismi Sıla, Sevgililer Günü’nde Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlecek etkinlikte sahne alacak.
• Kayahan eşi İpek Açar ile birlikte “Ustadan Sevgililer Aşk Şarkıları” sloganıyla Günay’da sahneye çıkacak.
•Ferhat Göçer aşk şarkılarını Bostancı Gösteri Merkezi’nde sevgililer için seslendirecek.
• Romantik şarkıcı Hakan Altun Eser Spa Hotel’de, Soner Arıca Nanna’da, Kardeş Türküler Akıngüç Oditoryum’da, Gripin Jolly Joker Balans’ta sahneye, Ayhan Sicimoğlu and Latin All Stars Romeo Juliet İstanbul’da sahne alacak.
• Olmpia Event Hall’da Nil Burak ile 45’likler Partisi, Roxy’de Late Night Burlesque Party, İndigo’da Kayıtdışı Partisi var.
• DJ Emrah İş ile Romanyalı Aimi Qubbe’de, The Veils grubu da Babylon’da sahneye çıkacak.
KUŞADASI
• Popçu Işın Karaca Kuşadası Sürmeli Otel’de sahneye çıkacak.
KAYSERİ
• Selami Şahin, aşk şarkılarını Kayseri Hilton’da seslendirecek.
KIBRIS
• Son dönem çektiği ve oynadığı sinema filmleriyle gündeme gelen Özcan Deniz, müziği de yabana atmadığını Bafra’daki Kaya Artemis Resort Hotel’de vereceği özel konserle kanıtlayacak.
• Son dönemin popüler isimlerinden Yonca Lodi Acapulco’da, Funda Arar Malpas’ta, Kıraç Salamis Bay’da sahneye çıkacak.
İZMİR
• Sevgililer Günü partilerinin vazgeçilmez ismi Kenan Doğulu, Arena’da sahneye çıkacak.
• Pop müziğin ünlü ismi Bengü de Kaya Thermal İzmir’de konser verecek.
ANKARA
• Zülfü Livaneli eşsiz şarkılarını Anadolu Gösteri Merkezi’nde düzenlenecek konserde seslendirecek.
•Metin Arolat Büyükhanlı Park Hotel’de, Yaşar da Armada AVM’de sahneye çıkacak.


