Aşure günü

30 Temmuz 2011 Yazan  
Kategori Yaşam

Aşure Gecesi Önemi Anlamı ve Yapılması Gerekenler,

Aşura gecesinin önemi ve anlamı, Aşure gecesi fazileti, Aşure gecesi namazları, duaları, zikirleri, Aşure gecesi yapılacaklar.

aşure nedir anlami nedir, aşure hangi gün, aşure nasıl yapılır, aşure hakkında bilgiler, aşurenin tarihi, aşurenin hikayesi, aşure nerden çıkmıştır, kimler aşure yapar

Muharrem Ayı ve Aşûre

Her dinin, milletin kutsal veya diğer zaman dilimlerinden farklı kabul ettiği, kendine özgü belirli gün ya da ayları vardır. Yüce dinimiz İslâm’da da bu tür gün, gece ve aylar vardır. Şüphesiz insan için en değerli mefhumlardan birisi de zamandır. Çünkü her şey zaman içinde var olmakta, gelişmekte ve yine zaman içinde yok olmaktadır. İnsan hayatında önemli bir yere sahip olan ilim, amel, servet ve diğer bir çok değer, zaman içinde elde edilebilmektedir. Zamanı, gerektiği şekilde değerlendirebilenler hem dünyada hem de âhirette huzuru yakalayacaklardır. Zira Kur’an-ı Kerim’de zamanın öneminin bir sûre ile vurgulanması gerçekten anlamlıdır:

“Andolsun asra ki, insan gerçekten ziyan içindedir…” (Asr, 1) âyetinde yer alan “Asr” kelimesinin, zaman anlamında kullanıldığı müfessirlerin çoğunluğu tarafından ifade edilmiştir. (Yazır, IX, 6067) Bu âyet, zamanın önemine işaret etmektedir. Sevgili Peygamberimiz de;

“İki nimet vardır ki, insanların çoğu bunların değerinden habersizdirler. Bunlar, sağlık ve boş zamandır.” (Buhâri, Rikâk, 1; VII, 170) buyurmak suretiyle, zamanın ve sağlığın önemine dikkat çekmiştir.

Zaman kavramı yaratılmış varlıkların, “ömür”lerini içinde yaşadıkları bir süreçtir. Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerimde, zaman konusuna doğrudan ya da dolaylı yollarla dikkat çekilmektedir.Bu yolla, bir yandan her şeyi yaratan Yüce Allah’ın varlığının ve birliğinin bir delili olarak zaman ön plana çıkarılmakta, bir yandan da son derece kısa bir zaman diliminden ibaret olan insan ömrünün iyi değerlendirilmesi ve ahiret mutluluğunun elde edilmesi yolunda, zamanın iyi değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmektedir.

Soyut bir kavram olan zamanın insanlar tarafından algılanabilmesi, bizzat zaman içinde meydana gelen bir takım olayların esas alınması ile gerçekleşebilmektedir. Bu yolla insan, belli zaman dilimlerini isimlendirme imkanını elde etmiş, “önce” yi ve “sonra”yı , “geçmiş” i ve “gelecek” i tasavvur edebilmiştir, böylece düşüncelerini, bilgilerini bir zemine oturtma imkanını yakalamış, başkaları ile olan ilişkilerini düzene sokabilmiştir. Medeniyetin oluşması ve “dünyanın imarı” bu sayede gerçekleşmiştir. Şüphesiz bu gelişmenin temeli, Yüce Yaratıcının, kâinata koyduğu ve “sünnetüllah” olarak nitelenen sabit kanunlardır; meselâ güneşin, dünyanın ve ayın belli hareket düzenidir. Gün, ay ve yıl kavramları, bu hareket düzeninin birer sonucudur. Yüce Allah bu gerçeğe şu ayette işaret etmektedir:

“Şüphesiz, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.” (Tevbe, 36)

“Haram aylar” Cahiliye devri uygulamasına göre, hürmet edilmesi gereken, savaş yapılması ve kan dökülmesi yasak olan Kameri aylar demektir. “Haram aylar” nitelemesinin, bu aylarda yapılacak ibadetlere daha çok sevap, günahlara ise daha çok ceza verilecek olmasına dayandığı da ifade edilmiştir. (Cassâs, Ebu Bekir Ahmed b. Ali er-Râzî, Ahkâmu’l-Kur’ân, II, 110-111. Thk. Muhammed es-Sâdık el-Kamhâvî, ikinci baskı, Dâru’l-Mushaf, Kâhire, baskı tarihi yok) Bu aylardan Muharrem birinci, Recep yedinci, Zilkade on birinci ve Zilhicce de on ikinci aydır.

Hz. Peygamber (s.a.s.) Veda Haccı sırasında, Mina’da irad ettiği hutbede şöyle buyurmuştur:

“İşte zaman, hakikaten Allah Teâlâ’nın gökleri ve yeri yarattığı günkü durumu gibi bir devre girdi: Yıl on iki aydır. Bunlardan dördü haramdır ki; üçü birbirinin ardında Zilkade, Zilhicce, Muharrem, biri de Cumâdâ ile Şa’ban arasındaki Receb’dir.” (Buhârî, Tesîru Süre 9, 8; V, 204; Müslim, Kasâme, 29; II, 1305)

Bu dört ayın hürmeti, öteden beri süre gelen dini bir uygulamadır. Hz.İbrahim ve İsmail (a.s.) zamanından beri Araplar, bu esasa riayet ede gelmişlerdi. Cahiliye devrinde bile buna riayet edilmiş, haram aylarda savaş yapılmamıştır, yılın bu dönemi bir barış zamanı olmuştur.

İslâm’ın gelmesi ile barış genel bir prensip, savaş ise saldırıya maruz kalma ve tebliğe engel olunması hâllerine has, zorunlu bir durum hâline geldiği için, “haram aylar” uygulaması da kalkmış oldu.

Muharrem ayının ayrıcalığı

“Haram aylar” içinde Muharrem ayının ayrı bir yeri ve önemi vardır. Bu ayrıcalığı “Muharrem” adından da fark etmek mümkündür. Zira “muharrem” kelimesi, “haram kılınmış”, “hürmete lâyık” anlamlarına gelmektedir. Kısacası “haram aylar” uygulamasının genel adı, anlam itibarı ile bu aya özel bir ad olarak verilmiştir. Bu özel uygulama, şüphesiz Muharrem ayına atfedilen önemin bir yansıması olarak değerlendirilmelidir. Aynı önem İslâm kültür ve tarihi sürecinde de devam ede gelmiştir. Zira İslâm, Hz. İbrahim’in tebliğ ettiği Hanif dini esaslarının devamı niteliğinde olması sebebi ile, o geleneğin değerlerinin de sahibidir, dolayısı ile bu ayı değerli kılan tarihi olayları önemser. Diğer yandan, İslâm’ın zuhurundan sonra da Muharrem ayı, dini, sosyal ve tarihi önemi haiz olaylara sahne olmuştur. Bu durum Muharrem ayını, İslâm kültürü açısından daha da ön plana çıkarmaktadır.

Muharrem ayını önemli kılan özellikleri kısaca şöyle sıralamak mümkündür:

1.Hicri yılbaşı

Muharrem ayı, 12 ay ve 355 gün olan kameri yılın ilk ayıdır. Adından da anlaşılacağı üzere, kameri yılda -güneşin değil- ayın hareketleri esas alınmaktadır. Hicrî tarih, Hz. Muhammed (s.a.s.)’ in Mekke’den Medine’ye göç edişi ile başlar. Hicretin takvim başlangıcı olarak kabul edilmesi, Hz. Ömer devrinde olmuştur. Onun devrine gelinceye kadar Araplar, düzenli bir tarih belirleme sistemine sahip değillerdi. Fil vakası gibi önemli olayları kıstas olarak benimsemişlerdi. Hz. Ömer devrinde, Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicret ettiği yıl (Miladi 622), İslâmî takvimin başlangıç yılı (Hicri 1) olarak, Muharrem ayı da bu takvimin ilk ayı olarak kabul edildi.

2. Aşûre günü (On Muharrem)

Bilindiği üzere Hz. Peygamber (s.a.s.) Medine’ye hicret ettiğinde, orada Arap halkla birlikte yaşayan Yahudiler vardı. İşte bu Yahudiler, Hz. Musa ile İsrail oğullarının, Firavunun zulmünden Aşûre günü kurtulduğunu söyleyen Yahudileri, Hz. Peygamber yalanlamamış ve hatta bu yönde olumlu bir tavır sergilemiştir. Bunun yanı sıra tüm Samî dinlerde özel bir yere sahip görünen aşûre günü, Cahiliyye Araplarınca da önemli kabul edilmiştir. Hatta Resûl-i Ekrem’in de peygamberlik öncesi ve sonrası dönemde, bir süre bu günde oruç tuttuğuna dair rivayetlere de rastlanır. Medine döneminde bu orucu Müslümanlara tavsiye ettiği bilinen bir husustur. (Buhârî, Savm, 69; II, 250; Tirmizi, Savm, 50; III, 128)

İbni Abbas’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Hz. Peygamber Medine’ye geldiğinde, Yahudilerin Aşûre günü oruç tuttuklarını gördü. “Bu nedir?” diye sordu. “Bu hayırlı bir gündür. Bu, Allah’ın İsrail oğullarını düşmanlarından kurtardığı, bu sebeple de Musa’nın oruç tuttuğu gündür” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.), “Ben Musa’ya sizden daha lâyığım.” buyurdu ve hem kendisi bu günde oruç tuttu, hem de başkalarına oruç tutmalarını emretti.” (Buhârî,Savm, 69; II, 251; Müslim, Savm, 127; I, 795)

Hz. Peygamber, Aşûre günü oruç tutmayı teşvik etti ve şöyle buyurdu:

“Aşûre günü orucunun, bir önceki yılın günahlarına keffaret olmasını Allah’tan umarım.” (Tirmizi, Savm, 48; III, 126)

Ramazan ayı ve aşûre günü

Aşûre günü oruç tutulması uygulaması, Ramazan orucunun farz kılınmasına kadar devam etti.

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere olduğu gibi size de farz kılındı.” (Bakara, 183) âyeti inince, Aşûre orucu isteğe bağlı hâle geldi.

Hz. Aişe bunu şöyle anlatıyor:

“Resûlullah (s.a.s.), Aşûre günü oruç tutulmasını emretti. Ramazan orucu farz kılınınca, dileyen Aşûre günü oruç tuttu, dileyen tutmadı.” (Buhârî, Savm, 69; II, 250)

Aynı konuda yine Hz. Aişe’den gelen diğer rivayet de şöyledir:

“Ramazan orucu farz kılınmadan önce (Kureyşliler) Aşûre günü oruç tutarlardı. Aşûre günü, Kâbe’nin örtüsünün değiştirildiği gündü. Allah Teâlâ Ramazan orucunu farz kılınca Resûlullah (s.a.s.), ‘Dileyen Aşûre günü oruç tutsun, tutmak istemeyen de tutmasın’ dedi.” (Ahmed, VI, 244)

Hz. Peygamber (s.a.s.) Muharrem ayının 9, 10 ve 11. günlerinde oruç tutmayı ashabına tavsiye etmiştir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:

Resûlullah (s.a.s.) Aşûre günü oruç tutunca kendisine; “Ey Allah’ın Resûlü, bu gün, Yahudilerin ve Hıristiyanların hürmet gösterdikleri bir gündür.” dediler. Bunun üzerine Resûlullah, “Gelecek yıl inşallah Muharremin dokuzuncu gününde de oruç tutacağız” dedi. Ertesi yıla ulaşamadan Resûlullah vefat etti. (Müslim, Sıyâm, 133; I, 797-798)

Peygamber Efendimiz Muharrem orucuyla ilgili olarak şöyle buyuruyor:

“Ramazan ayından sonra tutulan oruçların en hayırlısı, Allah’a izafetle (Allah’ın ayı denilerek) şereflendirilen Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farz namazlardan sonra en faziletli namaz ise, geceleyin kılınan namazdır.” (Müslim, Sıyâm, 202; I, 821)

Peygamberimiz, bir başka hadiste de, Aşûra günü’nde tutulan orucun, bir yıl önce işlenen hata ve günahların bağışlanmasına vesile olacağını müjdelemiştir. (Tirmizi,Savm, 48; III, 126) Ancak, Hz. Peygamberin bildirdiğine göre yalnızca Aşûra günü değil, Muharremin 9, 10 ve 11. günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir. (Müslim, Sıyâm, 38, I, 821)

Aşûre günü oruç tutmanın faziletine ilişkin sahih hadisler bulunmasına karşılık, o günde hububat karışımı aş (aşûre) pişirmek, sadaka vermek, mescitleri ziyaret etmek ve kurban kesmek gibi fiiller hakkında sahih habere rastlanmamaktadır. (Yavuz, Yusuf Şevki, “Aşûra”, DİA, IV, 25) Bununla birlikte, Müslüman Türklerin dinî halk geleneğinde önemli bir yer tutan aşûre, aynı zamanda Muharremin onuncu günü başlamak üzere, daha sonraki günlerde de özel merasimle pişirilip dağıtılan tatlıya isim olmuş ve sosyal dayanışmaya önemli katkılarda bulunmuştur. Çok eskiden beri devam eden aşûre aşı, Osmanlılar döneminde sarayda da pişirilmiş, “aşûre testisi” adı verilen özel kaplarla da saray dairelerine ve halka birkaç gün süreyle dağıtılmıştır.

Aşûre gününde meydana gelen diğer tarihi olaylar

Aşûre günü adı verilen 10 Muharrem gününde meydana geldiği rivayet edilen diğer bazı önemli olayları da kısaca şöyle sıralamak mümkündür:

a. Rivayete göre, Hz. Nuh’un gemisi Tufandan kurtulup, Cûdî dağına Aşûre günü oturmuştur. Bilindiği üzere, Hz.Nuh, Allah’ın emri üzerine kendine inananları yaptığı bir gemiye bindirmiş, tufan gerçekleşince, inanmayanlar suda boğularak helak olmuşlardı. (Hûd, 25-43)

b. Hz. Ademin tövbesinin kabul edilmesi,

c. Hz. İbrahim’in, Nemrut’un ateşinden kurtulması,

d. Hz. Yakub’un oğlu Yusuf’a kavuşması,

e. Hz. Musa ve İsrail oğullarının Firavunun zulmünden kurtulmaları, 10 Muharrem (Aşûre) günü gerçekleştiği rivayet edilen olaylar arasındadır.

İslâm tarihinde 10 Muharrem

Emeviler’in ikinci hükümdarı Yezid zamanında ve Hicri 61,Miladi 680 yılı Muharrem ayının onuncu Cuma günü, Hz. Hüseyin’in şahadeti ile sona eren tarihi olay meydana gelmiştir. Ehlibeytin çok değerli bir ferdinin hayatına mâl olan bu elim olay sebebi ile 10 Muharrem, Müslümanlarca yas günü sayılmıştır.

Öncelikle şunu ifade edelim ki, Yüce Allah, insanı ruh ve beden yapısıyla en güzel bir şekilde yaratmış, (Tîn, 4) ona şan ve şeref vermiş (İsra, 70), ona ruhundan üflemiş (Hicr, 29) ve yeryüzündeki her şeyi onun hizmetine sunmuştur. (Mülk, 15) Bütün bu özellikleriyle insan, yaratılanlar arasında en seçkin ve en değerli varlıktır. Yaratılış gayesine uygun olarak yaşayan insan, sevgi dolu, merhametli, hoş geçimli, güvenilir, içinde yaşadığı toplumla ve bütün insanlıkla barışık olandır. Bu vasıflar, kuşkusuz olgun Müslümanın da belirgin özelliklerindendir.

Hz. Peygamber’in, “Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir. Mü’min ise, insanların canları ve malları konusunda kendisinden emin olduğu kimsedir” (Tirmizi, “İman”, 12; IV, 17. Nesâî, “İman”, 8, VIII, 104-105) buyurarak, Müslümanlık ile güvenilirlik arasında bağ kurması oldukça anlamlıdır.

Temeli barış, uzlaşma ve hoşgörüye dayanan, ismini de bu anlamlara gelen “İslâm” kelimesinden alan yüce dinimiz; birliği, sevgiyi ve kardeşliği emrederken, haksızlığı, insan hayatına, kişi dokunulmazlığına ve insanın onur ve haysiyetine zarar verecek her şeyi de kesin bir dille yasaklamıştır. İnsanların can, din, mal, nesil ve akıl emniyetini temin etmek, İslâm’ın temel hedeflerindendir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, haksız yere cana kıymak haram kılınmış ve bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmeye, bir hayatı kurtarmak da bütün insanlığı kurtarmaya denk tutulmuştur. (Mâide, 32)

Hz. Peygamber (s.a.s.), savaş ortamında bile, Müslümanlarla savaşmayan gayrı müslim kadınların, çocukların, yaşlıların ve ibadetle meşgul din adamlarının öldürülmesini, hatta ibadethanelerinin yıkılmasını, ağaçların kesilmesini ve hayvanların öldürülmesini yasaklamıştır. Bütün insanlığa seslendiği veda haccı hutbesinde de, Hz. Adem’in çocukları olmaları itibarıyla, insanların kardeş olduklarını; mallarının, canlarının ve kişilik haklarının dokunulmaz olduğunu ve her türlü haksız saldırıdan korunduğunu bütün dünyaya ilan etmiştir.

Genel bir ilke olarak yer yüzündeki bütün canlılara merhametle yaklaşmayı öngören İslâm dini, “İnsanlara merhamet etmeyene, Allah da merhamet etmez.” (Müslim, “Fedâil”, 2319; II,1809. Tirmizî, Birr, 16; IV, 323) peygamberî buyruğuyla da bu ilkeyi âdeta perçinlemiştir. Bütün bunlardan da açıkça anlaşılacağı üzere kime karşı işlenirse işlensin, insan hayatına yönelik haksız davranışların onaylanması söz konusu olamaz.

Muharrem ayı içerisinde Hz. Hüseyin gibi büyük bir şahsiyetin şehit edilmiş olması, bütün Müslümanlar için büyük bir acı olmuş ve Müslümanları derinden etkilemiştir. Bu zatın, Hz. Peygamberin sevgili torunu olması ise, bu acıyı daha da artırmaktadır. Tarihin belli bir kesitinde meydana gelen bu üzücü olayları iyi düşünmek ve bunlardan ders çıkarmak gerekir. Müslümanlara düşen görev, bu tür müessif olayların tekrarlanmasını önleyecek bir bilinç ve anlayışa sahip olmak; kardeşlik, birlik ve beraberliğimizi korumaktır.

Ehl-i Beyt

Ehlibeyt, “ev halkı”, “ev sahibi ile eşi, çocukları ve torunları” demektir.Terim anlamı ile “Hz. Peygamber(a.s.)ın ailesi ve soyu” demektir. Şii kaynaklarda genellikle “ehl-i beyt” karşılığında, “el-İtre” kelimesi kullanılır.

Kur’an’da, Hz. Peygamberin ev halkına yönelik özel açıklamalar içeren ayetler yer almaktadır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey Peygamberin hanımları! Siz kadınlardan her hangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınıyorsanız, (erkeklerle konuşurken) sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki, kalbinde hastalık (kötü niyet) olan kimse ümide kapılmasın. (Güzel ve) doğru söz söyleyin. Evlerinizde oturun. Önceki Cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namaz kılın, zekât verin, Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı (ehl-i beyti)! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” (Ahzab, 32-33)

Bir hadis-i şerifte de şöyle buyurulmaktadır.

Câbir b. Abdillah diyor ki: “Resûlullah (s.a.s.)i haccettiği yıl Arefe günü, Kusvâ adlı devesi üzerinde insanlara hitap ederken gördüm. Onun şöyle dediğini işittim: Ey insanlar! Aranızda iki şey bıraktım ki, onlara tutunduğunuz sürece asla sapkınlığa düşmezsiniz: Allah’ın Kitabı ve benim ehl-i beytim.” (Tirmizî, Menâkıb, 32; V, 662)

Şu halde ehl-i beyt; Kur’an’a ve Sünnete bağlı, bu iki kaynağı hayatına yansıtan, onların canlı birer örneği olan seçkin insanları ifade ediyor. Kısaca ehl-i beyt, sünneti ve bu bağlamda da Hz. Peygamberin hayat biçimini temsil etmektedir, diyebiliriz.

Buradan hareketle şunu ifade etmek gerekir ki, Kur’an’ın ve sünnetin getirdiği esaslara sırt çevirerek, onları hayatımızın dışına çıkararak, ehl-i beyti sevmek mümkün değildir. Zira seven kişi, sevdiğine benzemeye, onun gibi olmaya çalışır ve bunu sözleri ve davranışları ile ispat eder. Şüphesiz Hz. Peygamber (a.s.)’ ın aile halkından, ehlibeytinden birinin, hiç hak etmediği bir muameleye tâbi tutulması, şehit edilmesi, bütün Müslümanlar adına son derece üzüntü verici, acı bir olaydır. Sıradan bir insanın canına kıyılmasını bütün insanları öldürmek gibi telakki eden bir dinin mensupları, böyle seçkin bir insana haksız yere kıyılmasını tabi ki telin eder. Böyle üzücü olayların yeniden meydana gelmemesi için ne gerekiyorsa onu yapmayı temel görevleri arasında görür.

Ancak şu noktayı asla gözden kaçırmamalıyız:

Hz. Hüseyin’e reva görülen bu muamele, ne kadar haksız ve ne kadar üzücü olursa olsun, Müslümanlar arasında ayrılık ve husumet sebebi olmamalıdır. Tarihin belli döneminde gerçekleşen bu üzücü olayı, gene tarihin hakemliğine emanet etmek ve duygulardan çok aklı hâkim kılmak gerekir. Zira günümüzde Müslümanların, her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyacı olduğu inkâr edilemez.

Kerbelâ olayının hatırasını yâd etme gerekçesi ile yas günü olarak algılanan 10 Muharremde sergilenen etkinliklerde, bazı Şii Müslümanlar, “kendi kendine işkence” denebilecek uygulamalar sergilemektedirler. Halbuki bu tür uygulamalar İslâm’a aykırıdır. Yas tutmanın da bir ölçüsü vardır ve bu ölçüyü Hz. Peygamber (s.a.s.) belirlemiştir. İslâm’dan önce Cahiliye Arapları, ölen kimse için aşırı derece yas tutar, ölünün yakınları avazı çıktığı kadar bağırır, eşi kendini eve hapseder, yıkanmazdı. Hatta profesyonel ağlayıcılar da tutarlardı. Resûlullah bu geleneği, şu hadisi ile ortadan kaldırmıştır:

“Yüzüne vurarak, yakasını yırtarak, cahiliye âdetlerini sürdüren bizden değildir.” (Buhârî, Cenaiz, 36; II, 82)

Muharrem ayı, tarih boyunca insanlık için dönüm noktaları sayılabilecek önemli olayların yer aldığı bir aydır. İslâm’dan önceki semavi dinlerce de değerli bir zaman dilimi olarak kabul edilmiştir. İslâm tarihi açısından da önem arz eden bu ayda Hz. Peygamber (s.a.s), özellikle bu ayın “Aşûre günü” diye adlandırılan onuncu gününde oruç tutmayı tavsiye etmiştir.

Muharrem ayına, Osmanlılar döneminde de ayrı bir önem verilmiştir. Bu ay dolayısıyla şairlerin yazdığı ve “Muharremiye” adı verilen manzum şiirlerin sayısı oldukça kabarıktır. Ayrıca, yeni yılın başlangıcı olması sebebiyle, bu ayda devlet erkânı, padişahın, huzuruna çıkarak yeni yılı tebrik ettiği ve padişahın “Muharremiye” denilen hediyeler dağıttığı nakledilmektedir.

Sonuç

Muharrem ayı, İslâm kültür tarihinde önemli yeri olan bir zaman dilimini temsil etmektedir. Bu ayın önemi, içinde meydana gelmiş olan önemli olaylardan kaynaklanmaktadır. İslâm tarihinin en üzücü olaylarından biri olan Kerbela olayı da bu ayda gerçekleşmiştir. Bütün Müslümanları üzen bu tarihi olay, tarihin hakemliğine bırakılmalı, müminler arasında soğukluğun ve kırgınlığın sebebi kılınmamalıdır. Bütün Müslümanlara düşen görev, tarihin güzelliklerini, yaşadığımız dönemin şartları içinde yeniden yaşamaya gayret göstermek, yanlış ve üzücü örneklerden ibret alarak, onların tekrar yaşanmaması için ne gerekiyorsa onu yapmaktır.

Halil ALTUNTAŞ
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Aşure’nin Yapılışı :

Aşure Malzemeleri:
2 su bardağı aşurelik buğday,
1 su bardağı nohut,
5 su bardağı tozşeker,
1 su bardağı kuru fasulye,
15 su bardağı su,
Yarım su bardağı pirinç,
1 su bardağı kuru üzüm,
1 su bardağı küp doğranmış kayısı,
1 su bardağı doğranmış kuru incir,
1 portakal,

Süsleme için, 1 su bardağı kuş üzümü, Çekilmiş ceviz içi, Antep fıstığı , Tarçın, nar taneleri

Hazırlanışı:
Buğday, fasulye, nohut ve üzümü yıkayıp ayrı kaplarda bir gece önceden ıslatın. Ertesi gün buğdayı süzüp büyük bir çelik tencereye alın. 15 su bardağı su ekleyip kaynatın. Üzerinde biriken köpüğü bir kevgirle alıp tencerenin kapağını kapatın ve 30 dakika kaynatın.

Fasulye ve nohutu süzüp ayrı kaplarda haşlayın. Pirinci yıkayıp süzün ve buğdaya ilave edin. Buğday taneleri iyice yumuşayıncaya kadar yaklaşık 4.5 saat kısık ateşte arasıra karıştırarak pişirin. Buğdayın suyu un çorbası kıvamına gelmek üzereyken tozşeker, nohut ve kuru fasulyeyi ekleyin. Portakalın kabuğunu ince ince doğrayıp karışıma ekleyin. Kuru üzüm ve kuru kayısıyı ilave edip karıştırın. Birkaç taşım kaynattıktan sonra ateşten alın.
Aşure piştikten sonra doğranmış inciri ekleyip karıştırın. Sıcakken kaselere boşaltın. Soğuyunca üzerini ceviz içi, Antep fıstığı, kuş üzümü, tarçın ve nar taneleri ile süsleyerek servis yapın. İsteğe bağlı olarak gülsuyu da serpebilirsiniz.

kapanılan mescit olay yarattı

30 Temmuz 2011 Yazan  
Kategori Yaşam

Türkiye’nin köklü firmalarından Kamil Koç’tan inanılmaz uygulama. Firma, Ataşehir terminalindeki mecsidi kapattı. İşte Firma’nın ilginç kapatma gerekçesi…

Kamil Koç’un akıllara ziyan uygulaması, namaz kılmak için tahsis edilen mescidin kaldırılmasına tepki gösteren bir vatandaşın şikayetim var isimli sitede düşüncelerini paylaşmasından sonra ortaya çıktı.

İşte Koç’un büyük tepki çeken kararı ve yaşanan olaylar:

Her şey internet sitesine düşen bir maille başladı. 8 Şubat 2011 tarihinde ‘Kamil Koç’un Ataşehir terminalinde bir mescit vardı. Geçmiş zaman kullanıyorum çünkü mescit firmaya yakışır bir hale getirileceğine tamamen kaldırılmak suretiyle “Namaz kılan yolcu istemiyoruz” demeye getirilmiş.

Benden para kazanmak istiyorsanız önce bana, inancıma saygı göstermek zorundasınız. Aksi durumda elbette mescit kapatmak marifet değil. Bende artık firmanıza cüzdanımı kapatıyorum. Mescit açılıncaya kadar Kamil Koç firmasını protesto ediyorum” mesajıyla durum ortaya çıktı.

Ataşehir’deki Kamil Koç firmasına ait olan terminalde namaz kılmak isteyenler, mescidin kaldırıldığı haberini alınca büyük bir şok yaşadı.

Bilindiği gibi şehirlerarası yolculuk yapan firmaların şehir içi ve dışındaki dinlenme merkezlerinde ibadet yapan yolcular için mescitler bulunuyor. Oysaki geçtiğimiz günlerde yaşanan bir olay yolcuların tepkisine neden oldu.

KAMİL KOÇ HRİSTİYANLARA ÇİFTE STANDART OLMAMASI İÇİN Mİ MESCİDİ KAPATTI?

Kamil Koç’un aldığı ağır karara paralel olarak bununla ilgili gerekçesi daha da dikkat çekici bulundu.

Mescidin kapatılmasından sonra sosyal paylaşım sitesi ‘Facebook’ aracılığıyla ilginç bilgiler gelmeye başladı.

Facebook’taki iddilara göre; ”Yönetim Kurulu karar alarak mescidi kaldırdı. Kimi vatandaşlar söz konusu mescidin depo ihtiyacından dolayı kapatılarak depo haline getirildiğini belirtti. Bu ifadeler yanlış. Çünkü, mescit depo ihtiyacı olduğu için kapatılmadı. Çok farklı ibadethaneler var. Hıristiyan yolcuya ibadetini yapsın diye kilise açılmadığı için çifte standart olmasın diye mescit de kapatıldı. Din ve mezhepler arasında ayrıcalık olmasın istenildi.”

Firmanın Genel Müdürlüğünde çalışan ve ismini vermek istemeyen bir yetkili de ”Mescitin kapatılmasının doğru olduğunu ancak şu an için Ataşehir şubesinde tadilatlar yapıldığını bunun için mescidin kapalı olduğunu” belirtti.

Mescit’in geçici olarak kapatıldığını belirten kişi ise geçici süreli bir mescit yapılamaz mıydı açıklamasına ise ”Bu konuda bilgim yok gerekli açıklama daha sonra basına yapılacak diyerek” ısrarla sorularımız cevaplandırmaktan kaçındı.

SAHİBİ CHP’Lİ?

Geçen yerel seçimde CHP Bursa belediye başkalığına adaylığını koyan ve Kamil Koç Yönetim Kurulu üyesi CHP Genel Başkan Yardımcısı Sena Kaleli’nin sahibi olduğu firma, Ataşehir terminalindeki mescidi Hristiyanlara çifte standart olmasın diye kaldırdığını belirterek şu açıklamayı yaptı:

“Yönetim Kurulu karar alarak mescidi kaldırdı. Kimi vatandaşlar söz konusu mescidin depo ihtiyacından dolayı kapatılarak depo haline getirildiğini belirtiyor. Bu ifadeler yanlıştır. Çünkü, mescit depo ihtiyacı olduğu için kapatılmadı. Çok farklı ibadethaneler var. Hıristiyan yolcuya ibadetini yapsın diye kilise açılmadığı için çifte standart olmasın diye mescit de kapatıldı. Din ve mezhepler arasında ayrıcalık olmasın istenildi” şeklinde yapılan bu açıklama kimin tarafından yapıldı?

Şirketin şikayetim var sitesine gönderdiği iddia edilen bu açıklamanın doğruluğu araştırılırken ‘sicakgundem’ olaya tepkilerinin de büyüdüğü bilgisine ulaştı.

FİRMA YETKİLİLERİ ÖNCE CEVAP VERMEKTEN KAÇINDI

8sutun.com’un konuyla ilgili olarak görüştüğü Ataşehir terminalindeki personel, mescidin kaldırıldığını ancak kaldırılma nedenini bilmediklerini söylediler.

CHP’li Sena Kaleli’nin sahibi olduğu firmanın İstanbul Otogarında bulunan merkez şubesindeki yetkililer ise sadece olaydan haberdar olduklarını söylemekle yetinerek telefonları hep bir diğer yetkiliye aktarmayı tercih ettiler.

TADİLAT AÇIKLAMASI

Önce konuyla ilgili açıklama yapmaktan kaçınan Kamil Koç, yükselen tepkiler üzerine bir açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, mescidin tadilat nedeniyle geçici bir süre kapatıldığı iddia edildi.

Kamil Koç Otobüsleri Kurumsal İletişim Uzmanı Tahsin Işık adıyla yapılan açıklama şöyle:

“Ataşehir Aktarma Merkezimiz söz konusu merkezi kullanan yolcularımızın da takip ettiği üzere bir süredir kapsamlı bir tadilat çalışması içersindir. Bu çalışmalar nedeniyle mescit ibadete geçici olarak kapatılmıştır.

Söz konusu mescidin kapatılma nedenleri ile ilgili şimdiye kadar şirketimiz tarafından yapılmış her hangi bir açıklama bulunmamaktadır. Dolayısıyla özellikle internet sitelerinde yapılan yorumlarda yer alan ve şirketimiz tarafından yapıldığı idea edilen açıklamalar gerçeği yansıtmamaktadır.

Adı geçen mescidin durumuyla ile ilgili açıklama tadilat çalışmalarının ardından yolcularımızla paylaşılacaktır”

denizlide müthiş buluş

26 Temmuz 2011 Yazan  
Kategori Yaşam

DENİZLİ’nin 18 kilometre kuzeyinde yer alan Hierapolis (Pamukkale) antik kentindeki kazılara 32 yıldır başkanlık eden İtalyan profesör Francesco D’Andria, Hz. İsa’nın 12 havarisinden biri olan ve 2 bin yıl önce Romalılar tarafından öldürülen St. Philippus’un mezarını bulduklarını açıkladı. Prof. Dr. Francesco D’Andria, “İncil’de adı geçen ve Hıristiyan camiası için çok önemli olan St. Philippus’un mezarının bulunması tüm dünyada büyük ses getirecek” dedi.

Hierapolis (Pamukkale) kentinde devam eden kazılara 32 yıldır başkanlık eden Prof. Dr. Francesco D’Andria, Hz. İsa’nın 12 havarisinden biri olan St. Philippus’un Hıristiyan dinini yaymak için Hierapolis’e geldiğini ve Romalılar tarafından öldürüldüğünü belirtti. Yıllardır St. Philippus’un mezarını bulmak için çaba harcadıklarını anlatan Prof. Dr. Francesco D’Andria, “Bugüne kadar St. Philippus’in mezarı Şehitlik Tepesi’nde olduğu sanılıyordu. Bu bölgede yaptığımız jeofizik araştırmalarda mezarın izine rastlayamadık. Bir ay önce Şehitlik Tepesi’ndeki St. Philippus Kilisesi’nin 40 metre yakınında yeni bir kilise kalıntısı bulduk. Burada yaptığımız kazılarda Hz. İsa’nın havarilerinden St. Philippus’un mezarını bulduk. Henüz mezarı açmadık. Ama bu mezar bir gün mutlaka açılacak. Bu buluş Hıristiyan dünyası ve arkeoloji için çok önemli. Hıristiyanlar buraya hacı olmaya gelecek” dedi.

Yapısı ve yazıtlardan mezarın St. Philippus’a ait olduğunun anlaşıldığını belirten Prof. Dr. Francesco D’Andria, “İsa’nın 12 havarisinden biri olan St. Philippus şehit kabul edilir. Bu nedenle adına yaptırılan Şehitlik Tepesi’ndeki kiliseye de Martyrion denilir. Arkeologlar yıllardır, St. Philippus’un mezarının bu kilisede olduğunu düşündü. Ama mezarın izi bulunamamıştı. Bir ay önce bulduğumuz kilise kalıntısını temizlerken mezara rastladık ve görkemli mezarı ortaya çıkardık. Yaptığımız inceleme sonucu St. Philippus’un mezarının Bizans dönemine rastlayan 5’inci Yüzyıl’da adına yaptırılan kiliseden çıkarılıp, yeni bulduğumuz mezara nakledildiğini belirledik. Bu buluş bize büyük heyecan verdi. İncil’de adı geçen ve hristiyan camiası için çok önemli olan St. Philippus’un mezarının bulunması tüm dünyada ses getirecek. İnanç turizmi, arkeoloji ve hristiyan dünyası adına önemli bir yapıtı ortaya çıkardık, mutluyuz” diye konuştu.

Son yolculuğuna böyle uğurlandı

26 Temmuz 2011 Yazan  
Kategori Yaşam

İngiliz şarkıcı Amy Winehouse, son yolculuğuna uğurlandı.

27 yaşında hayatını kaybeden şarkıcının cenaze töreni, sadece ailesi ve yakın arkadaşlarının katılımıyla Londra’nın kuzeyindeki Edgwarebury Mezarlığında yapıldı.

Amy’nin babası Mitch Winehouse, yaklaşık 400 kişinin katıldığı ve 45 dakika süren törende yaptığı konuşmada, “İyi geceler meleğim, iyi uyu. Annen ve baban seni sonsuza kadar çok sevecek” dedi.

Şarkıcının ailesinin yanı sıra prodüktör Mark Ronson, televizyon yıldızı Kelly Osbourne gibi ünlü kişiler de cenaze töreninde hazır bulundu. Törene katılan bazı kadınların saçlarını Amy Winehouse gibi kabarık şekilde topladığı dikkati çekti.

Bu arada hırsızlık suçu nedeniyle hapiste olan Winehouse’un eski kocası Blake Fielder-Civil’in törene katılmasına izin verilmedi. Amy Winehouse’u uyuşturucuya alıştırdığı gerekçesiyle eleştirilen Civil’in cenaze törenine katılmak için hapishaneden izin alamadığı bilgisi basına yansıdı.

Törenin ardından Amy Winehouse’un cesedi, Golders Green’deki bir sinagogda yakıldı. Yahudi bir ailenin kızı olarak 1983 yılında Londra’da dünyaya gelen Winehouse, geçen hafta sonu evinde ölü bulunmuştu.

Ünlü şarkıcının aşırı dozda uyuşturucu kullanımından öldüğü iddia edilirken, dün Winehouse’a otopsi yapılmış ve sonucunun toksikoloji testleri nedeniyle birkaç hafta içinde belli olacağı açıklanmıştı.

Gamze’nin katili kamera yardımıyla yakalandı

21 Temmuz 2011 Yazan  
Kategori Yaşam

İstanbul’da, 15 yaşındaki lise öğrencisi kızı göğsünden tek bıçak darbesiyle öldüren katil zanlısı, cinayetin işlendiği evin 100 metre ilerisindeki internet kafede bulunan kamera kayıtlarında tespit edildi.

Milliyet Gazetesi’nin haberine göre; Gaziosmanpaşa’da bir hafta önce bakıcılık yaptığı evde göğsünden tek bıçak darbesiyle öldürülen lise öğrencisi Gamze Dikgöz’ün (15) katil zanlısı belirlendi. Talihsiz kızın katil zanlısı, cinayetin işlendiği evin 100 metre ilerisindeki internet kafede bulunan kamera kayıtlarında tespit edildi. Elinde ayakkabılarıyla kaçan zanlının görüntülerini görgü tanıklarına da izleten polis, yakalamak için çalışma başlattı. Cinayet, Karlıtepe Mahallesi Çelebiler Sokak üzerinde bir hafta önce gerçekleşti.

Dayısının kızı Meliha Zengin’in 9 yaşındaki oğlu E.Z.’ye bakıcılık yapan Gamze, E.Z.’yi Kuran kursuna bıraktıktan sonra eve dönüp yemek yapmaya başladı. Mutfakta çalışırken kapının zilini çalan katil zanlısına kapıyı açan talihsiz kız, önce boğulmak istendi. Çığlık atması üzerine ise göğsünden bıçaklanarak öldürüldü. Komşuların cama vurmasıyla paniğe kapılan katil zanlısı, eline ayakkabılarını alarak kaçtı.

TANIKLAR TEŞHİS ETTİ
Katil zanlısını yakalamak için çalışma başlatan polis, cinayetin işlendiği evin 100 metre ilerisindeki internet kafedeki kamera görüntülerini inceledi. Çalışmada cinayetin işlendiği 08.45′te internet kafeden çıkarak sokağa giren 20 yaşlarındaki zanlının görüntüleri, görgü tanıklarına gösterildi. Görgü tanıkları evden kaçan katil zanlısının kameradaki kişi olduğunu belirledi.

MAHALLELİ KORKU İÇİNDE
Gamze Dikgöz’ün öldürüldüğü ev, cinayet gününden itibaren katil zanlısı yakalanıncaya kadar mühürlendi. Evin sahipleri Meliha Zengin eşi İsmail Zengin ve 3 çocukları akrabalarında kalmaya başladı. Katil zanlısının bir an önce yakalanmasını isteyen sokak sakinleri, başlarına aynı şeyin gelmesinden korktukları çocuklarını sokağa çıkarmıyor.

Kamyon uçuruma yuvarlandı: 1 ölü

10 Temmuz 2011 Yazan  
Kategori Genel, Yaşam

Amasya’da işçileri taşıyan kamyonun virajı alamayıp uçuruma uçması sonucu meydana gelen kazada 1 kişi öldü, 7 kişi yaralandı.

Edinilen bilgiye göre, Amasya merkeze bağlı Direkli köyünde YEDAŞ’a ait elektrik hatlarının bakım ve onarım çalışmalarını yapan taşeron firma işçilerinin Tanju Keskin (28) yönetimindeki 55 K 1621 plakalı kamyon ile geç saatlerde köyden şehir merkezine döndükleri esnada virajı lamayarak uçuruma uçtular. Kazada kamyonun kasasında bulunan evli ve 3 çocuk babası olduğu öğrenilen İsmet Kırdaş (45), kamyonun altında ezilerek olay yerinde hayatını kaybetti.

Sürücünün yanı sıra kamyonda bulunan Abdullah Samancı (42), Erdal Kocuk (32), Mustafa Kayış (50), Ramazan Yılmaz (32), Mehmet Uzunsoy (37) ve Vedat İmamoğlu (29) yaralanırken, yaralılardan 6′sı ambulanslar tarafından kaldırıldıkları Amasya Sabuncuoğlu Şerefeddin Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alındı. İsmet Kırdaş’ın cesedi cenaze aracıyla hastane morguna kaldırıldı. Kazayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Kocaeli’de trafik kazası: 3 ölü, 3 yaralı

10 Temmuz 2011 Yazan  
Kategori Genel, Yaşam

Kocaeli’nin Karamürsel ilçesinde, iki aracın çarpışması sonucu meydana gelen trafik kazasında 3 kişi öldü, 3 kişi de yaralandı.

Alınan bilgiye göre, D-130 karayolunun Karamürsel ilçesi Ereğli mevkisinde, Tunç Ali Erdem’in kullandığı 34 VM 6969 plakalı otomobil, sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu karşı şeride geçerek İrfan Çağlar idaresindeki 34 GE 1479 plakalı otomobille çarpıştı.

Çarpışmanın etkisiyle 20 metre sürüklenen Erdem yönetimindeki otomobil yanmaya başladı. Yanan otomobilden çıkmayı başaran sürücü, çevrede bulunanlardan yardım istedi. Vatandaşların yangına müdahalesi sürerken olay yerine ulaşan itfaiye ekipleri, yangını söndürdü.

Ekiplerin söndürme çalışmalarının ardından yanan otomobilde bulunan 2 kişinin hayatını kaybettiği belirlendi.

Çarpışmanın etkisiyle bariyerlere çarpan 34 GE 1479 plakalı otomobilde bulunan Talay Çağlar (41) ve Ecem Çağlar (15) ise çevredeki vatandaşlar tarafından otomobilden çıkarıldı. Araçta sıkışan sürücü İrfan Çağlar itfaiye ekiplerinin uğraşları sonucunda sıkıştığı araçtan ağır yaralı olarak kurtarıldı.

Yaralılar İrfan, Talay ve Ecem Çağlar, Gölcük Devlet Hastanesine, diğer aracın sürücüsü Erdem ise Karamürsel Devlet Hastanesine kaldırıldı. Ancak İrfan Çağlar kaldırıldığı hastanede yapılan müdahalelere rağmen hayatını kaybetti.

Olayla ilgili soruşturma başlatan ekipler, otomobilde yanarak ölen 2 kişinin kimliğini belirlemeye çalışıyor.

Son 5 Günde Havalar nasıl olacak?

10 Temmuz 2011 Yazan  
Kategori Genel, Yaşam

Meteoroloji’den yapılan son değerlendirmelere göre 5 günlük haritalı hava tahminleri…

Yapılan son değerlendirmelere göre; Doğu Karadeniz ile Ordu, Erzurum, Kars, Ağrı, Iğdır ve Ardahan çevrelerinin sağanak ve gökgürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, öğle saatlerinde Rize, Hopa, Erzurum, Kars ve Ardahan çevrelerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.

HAVA SICAKLIĞI: Ülke genelinde mevsim normalleri üzerinde seyredecek.

RÜZGAR: Genellikle kuzey ve kuzeydoğu (Poyraz), Doğu Karadeniz kıyılarında batı ve kuzeybatı, zamanla Doğu Akdeniz kıyı kesimlerinde güneybatı yönlerden hafif ara sıra orta kuvvette, Marmara ve Kıyı Ege ile yağış alan yerlerde yağış anında yer yer kuvvetli (30-50 km/saat) olarak esecek.

UYARILAR

YÜKSEK SICAKLIK UYARISI: Ülkemizin güney, iç ve batı kesimlerinde hava sıcaklığının mevsim normalleri üzerinde seyredeceği beklendiğinden meydana gelebilecek olumsuzluklara karşı vatandaşların ve ilgililerin dikkatli ve tedbirli olması gerekmektedir.

KUVVETLİ YAĞIŞ UYARISI: Yağışların, öğle saatlerinde Rize, Hopa, Erzurum, Kars ve Ardahan çevrelerinde yer yer kuvvetli olması beklendiğinden meydana gelebilecek olumsuzluklara karşı vatandaşların ve ilgililerin dikkatli ve tedbirli olamsı gerekmektedir.

BÖLGELERİMİZDE HAVA

MARMARA: Az bulutlu ve açık geçecek. Rüzgar; bölge genelinde kuzey ve kuzeydoğu (Poyraz) yönlerden yer yer kuvvetli olarak esecek.

EGE: Az bulutlu ve açık geçecek. Rüzgar; Kuzey Ege kıyılarında kuzey ve kuzeydoğu (Poyraz) yönlerden yer yer kuvvetli olarak esecek.

AKDENİZ: Az bulutlu ve açık geçecek.

İÇ ANADOLU: Az bulutlu ve açık geçecek.

BATI KARADENİZ: Az bulutlu ve açık, zamanla iç kesimleri parçalı bulutlu geçecek.

ORTA ve DOĞU KARADENİZ: Parçalı ve çok bulutlu, Doğu Karadeniz ile Ordu çevreleri sağanak ve gökgürültülü sağanak yağışlı geçecek. Yağışların, öğle saatlerinde Rize ve Hopa çevrelerinde kuvvetli olması bekleniyor.

DOĞU ANADOLU: Kuzeyi parçalı ve çok bulutlu, Ardahan ile öğle saatlerinden itibaren Erzurum, Kars, Ağrı ve Iğdır çevreleri sağanak ve gökgürültülü sağanak yağışlı, diğer yerler az bulutlu geçecek. Yağışların, öğle saatlerinde Erzurum, Kars ve Ardahan çevrelerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.

GÜNEYDOĞU ANADOLU: Az bulutlu ve açık geçecek.

7 saatlik köpek kurtarma operasyonu

07 Temmuz 2011 Yazan  
Kategori Genel, Yaşam

Şanlıurfa’da tahliye borusuna sıkışan ”Boncuk” isimli yavru köpek, itfaiye ekiplerinin 7 saat süren çabası sonucu bulunduğu yerden çıkarıldı.

Merkeze 35 kilometre uzaklıktaki Keremli köyünün çocukları, arkadaşları Eyüp Avat’a ait 3 gün önce kaybolan yavru köpeğin, köy girişindeki tahliye kanalında mahsur kaldığını fark etti.

Durumu yakınlarına bildiren çocuklar, toprak parçalarının tıkadığı tahliye kanalından köpeği çıkaramayınca, itfaiye ekiplerinden yardım istendi. Kurtarma ekipleri, bir süre inceleme yaptığı tahliye kanalındaki toprak yığınlarını kazma ve kürekle temizlemeye çalıştı.
Dar kanalın iki ucuna da uzak olan ve tüm çabalara rağmen bulunduğu yerden başka bir tarafa hareket edemeyen ”Boncuk”u çıkaramayan ekipler, bölgeye çağrılan kepçeyle çevresini kazdıkları kanala tazyikli su sıkmaya başladı. Bir süre sonra 4 ton kapasiteli itfaiye aracının suyu bitti, ancak kanalın içerisindeki toprak yığını temizlenemedi. Köyün içerisindeki bir kuyudan su takviyesi yapmak için bölgeden ayrılan itfaiye aracının ardından vidanjör getirildi.

Bu arada havanın kararması nedeniyle kanalın çevresine aydınlatma sistemi kuran itfaiye ekipleri, çalışmalarına gecenin geç saatlerine kadar devam etti. Vidanjör yardımıyla temizledikleri kanala giren ”Boncuk”un sahibi Avat, köpeğini bulunduğu yerden çıkarmayı başardı. Çamur içerisinde kalan ve itfaiye ekiplerince yıkanıp, temizlenen ”Boncuk” sahiplerine teslim edildi. Köylüler, kurtarma operasyonuna katılan itfaiye ekiplerine teşekkür etti.
Şanlıurfa İtfaiye Müdürü Abdurrahman Ayıldağ, gazetecilere yaptığı açıklamada, canlı hayatının kendileri için önemli olduğunu belirterek, ”7 saat de sürse minik köpeği kurtarmanın mutluluğunu yaşıyoruz” dedi.

Çocukların üzerlerine duvar yıkıldı: 2 ölü

07 Temmuz 2011 Yazan  
Kategori Genel, Yaşam

Konya’nın Bozkır ilçesine bağlı Bağyurdu köyünde oyun oynayan çocukların üzerine çeşme yanındaki duvarın yıkılması sonucu 2 çocuk öldü, 2 çocuk yaralandı. Olay, akşam saatlerinde Bozkır ilçesine bağlı Bağyurdu köyünde meydana geldi.

Köy yakınında bulunan bir çeşme yanında oynayan yaşları 9 ila 10 arasında değişen çocukların üzerine duvar yıkıldı. Bu sırada yıkılan duvarın altında kalan çocuklardan Hüseyin Aktaş ve Emre Toksöz olay yerinde hayatını kaybederken, Mustafa Gök ve Ramazan Aktaş yaralandı.

Olaydan yara almadan kurtulan iki çocuğun köye giderek haber vermesi üzerine 112 Acil Servis ve jandarmaya durum bildirildi. Olay yerine gelen sağlık ekipleri yaralı çocukları alarak Bozkır Devlet Hastanesi’ne götürdü. Burada ilk müdahaleleri yapılan yaralı çocuklar Selçuk Üniversitesi Selçuklu Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi alındı.

Olay yerinde can veren çocukların cesetleri ise Cumhuriyet Savcısının yaptığı incelemenin ardından morga kaldırıldı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Sonraki yazılar »

Sohbet - Chat - sohbet - chat - Sohbet - Chat